• Değer Berkin

Chopin’in kalbini bıraktığı VARŞOVA …


Küçüklüğümüzden beri ünlü piyanist Chopin ismini Türk filmlerinden duyarak büyüdük. Piyano çalmayı öğrenmeye çalışan oğlum Miran'ın ve minik kızım Mila'nın, Chopin'in ülkesinde müziğini dinleyerek tren yolculuğu yapmaları, müzesinde bulunan Chopin piyanosunun tuşlarına görevli kızana kadar dokunmaları bizim gözümüzde Chopin'in Varşovası'na ayrı bir anlam verdi.

Chopin Varşova’da doğmuş ama Fransa’da yaşamış ve orada ünlü bir piyanist olmuş. Savaş çıkınca ülkesine dönememiş ama kalbi hep Varşova’da kalmış. Bu nedenle ölmeden kızkardeşinden ölünce kalbinin Varşova’ya gömülmesini istemiş. Bu isteğini kızkardeşi gizli yollardan da olsa gerçekleştirmiş. Chopin’in kalbini bıraktığı Varşova’da yalnızca üç gün geçirdik ama bu süre şehrin kalbimizi fethetmesine yetti de arttı bile…

Bu ülkeyi ziyaret ederken, yakın bir geçmişte tekrardan gözyaşları içinde izlediğim Roman Polanski'nin üç Oscar kazanan, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan gerçek bir dramı konu alan ünlü Piyanist filmini de hiç aklımdan çıkaramadım.

Polonya’nın LOT havayolları ile Larnaka Havalimanı’ndan sabah 3.40’ta kalkan uçağımızla Varşova saatiyle sabahın 6’sında Chopin havalimanına vardık.

Stare Miasto yani eski şehir bölgesinde bulunan apartotelimize gitmek için taksiye 30 zloty (yaklaşık 30 tl) ödedik. İlk para bozdurmamızı pek karlı olmasa da mecburen taksiyi ödemek için havaalanında yapmıştık.

Apartman olduğu için kalacağımız yerin 24 saat resepsiyonu veya valizleri bırakabileceğimiz bir deposu yoktu. Saat 9’da buluşup apartman dairesinin anahtarını teslim alabileceğimiz söylenince, biz de valizlerle İkinci Dünya Savaşı’nda %90’ı yıkılan, sonrasında yeniden inşa edilen dünyanın 'en yeni eski şehrini' daha etrafta kimsecikler yokken dolaştık ve yönümüzü bulmaya, kendimizi oriente etmeye çalıştık.

Sabahın erken saatlerinde şehirleri dolaşmayı ve doğanın uyanışını, canlanmasını izlemeyi, kahve ve kahvaltı kokularının kafelerden yayılmaya başlamasını hep sevmişimdir. Uykusuz bir geceden kalma olsam bile.

Hava bizim Eylül ayı başı standartlarımıza göre serindi. İki çocuk ve iki valiz ile yollarda açık kahvaltı yeri aradık. 8’de açılan ve kaldığımız diğer iki gün de orada kahvaltı ve kahve için geleceğimiz minik bir kafe keşfedince orada bekledik. Levent bu arada turizm ofisinden harita aldı ve programımıza dahil etmek istediğimiz Gdansk şehri için tren veya uçak bileti opsiyonlarını araştırdı. Biz de sabah sabah çikolatalı tatlılar, dondurmalar yemelerine izin verdiğim miniklerimle kafede bekledik. Saat 9 olunca, kalacağımız apartmanımıza doğru yürüdük, girişte temsilciyle buluştuk. Odamız üçüncü kattaydı. Merdivenlerle çıktık. Asansör yoktu. Daire temizdi ve çocuklu aileler için uygun fiyatlı ve idealdi bence. Biz 'hafif seyahat' ettiğimiz için valizlerimizi de kolayca merdivenlerden taşıdık. Yani asansör olmaması bizi çok etkilemedi. Miran da Mila da basamaklardan şikayet etmediler, hatta eğlenerek çıktılar.

Biraz dinlendikten sonra Varşova’da yapılacaklar listemize göz atıp, plan yaptık.

İlk olarak market meydanında dolanarak Miran ve Mila’nın çok keyif aldığı Miran’ın deyimiyle 'güvercinlerin şovunu' izledik ve meydandaki Varşova’nın simgesi olan denizkızı bronz heykeli dahil olmak üzere meydanı çeşitli açılardan fotoğrafladık. Sonra ise Sigismund’un Sütununun ve 13. yy’da prensin inşa ettiği kalenin bulunduğu meydana doğru gittik. Sigismund sütunu 17. yy’da başkenti Krakov’dan Varşova’ya değiştiren Polonya kralı Sigismund III Vasa’nın anısına yapılmıştır.

Orada bulunan turist trenine binerek eski şehri daha iyi anlamaya çalıştık. Mila arabasında uyuyakalsa da Miran için bu gezi eğlenceli oldu.

Ardından ise kaleyi gezdik. İçine girmenizi tavsiye ederim. Odaları inanılmaz güzel. 1980’lerde yeniden inşa edilen bu kale, tarihi kraliyet yolunun sonu ve eski şehre girişidir. 16. ve 17. yüzyıllarda Polonya kraliyet ailesinin ikamet ettiği bu kalenin içinde Polonya krallarının portreleri ve 18. yüzyıla ait tablolar barındırıyor.

Akşam yemeği mekan olarak beğendiğimiz ancak yemek olarak mekanı kadar mükemmel bulmadığımız, sabahki ilk dolaşmamızda market meydanında önünden geçerken çiçekçi mi burası diye düşündüğümüz U Fukiera’da yedik.

Ertesi gün eski şehirden yürüyerek uzaklaşıp köprüden yürüyerek Hayvanat Bahçesi'ne gittik. Öğlen yemeğine kadar oralarda çocuklarla güzel vakit geçirdikten sonra Piyanist filminin çekildiği ve Varşova’nın savaşta az bir tahribat ile kurtulduğu Stalowa, Konopacka ve Mała caddelerinde yağmura rağmen yürüdük.

Sonrasında ise Eski Şehir ile Yeni şehri birleştiren 1548 yılında inşa edilen Barbikan adı verilen kapıdan geçip yeni şehirde güzel bir İtalyan restoranında akşam yemeği yedik.

Varşova’daki son günümüzde ise Hitler tarafından Sovyet halkının Varşova’ya armağanı olarak bazı Polonyalıların halen nefret ettiği, bazılarının ise o ihtişamlı bina ile yaşamaya alıştığı Kültür ve Fen Sarayının 30. kattaki terasına çıkıp Varşova şehrine yukarıdan baktık.

Saraya gitmeden önce ertesi gün Gdansk’a gitmek için günübirlik tren biletlerimizi satın aldık. Eski şehirden taksi ile tren istasyonuna gittik. Hitler’in sarayı ise tren istasyonunun hemen yanındaydı zaten.

Sarayın ardından Lazienki Park’a taksi alıp, parkta yürüdük. Sincaplar, tavus kuşları ve güvercinlerin dolaştığı güzel parkın yolları bizi güzel bir göle çıkardı. Gölde gondol ile bir göl turu yaptık. Parkta her Pazar saat 11 ve saat 4'te halka açık piyano dinletisi yapılıyor. Saat 4 gibi parkta dolaşırken duymaya başladığımız piyano sesine doğru yürüdük. Çocuklar için olduğu kadar bizim için de inanılmaz dinlendirici bir tecrübe oldu. Güneşin de bulutun arkasından çıkmasıyla sadece müziğin güzelliğiyle içimiz değil, çimlere uzanırken vücudumuz da ısınmış oldu.

Chopin müzesi'nin Pazar günleri akşam 8’e kadar açık olduğunu öğrenince, rahat rahat parkta vakit geçirdik. Ardından da Chopin müzesine taksi aldık. Müzede çocuklar için bir oda da bulunuyor. Chopin’in piyanoları, yazdığı mektuplar, konser ilanları gibi Chopin’e ait birçok eşyanın bulunduğu müzeyi ilgi, bakım ve teknoloji yönünden gayet başarılı buldum. Küçük bir müze ve kısa sürede gezilebiliyor.

Daha önce önemseyip listeme eklemediğim için beni utandıran Varşova iyki gitmişim listemin üst sıralarına böylelikle yerleşmiş oldu.

İnsanlarını ilk bakışta görüntü ve mizaç olarak soğuk bulduğum ancak konuşmaya başlayınca aslında iyi insanlar olduklarını düşündüğüm, tarihin karanlık sayfalarından fırlamış ama resmen küllerinden yeniden doğmuş Varşova… Bizim bildiğimiz pirohunun benzeri bir yemeği olan Pierogi’si ile ünlü Varşova…

Radyoaktivite üzerine araştırmalar yapan sonra ise kansere yakalanıp ölen Marie Curie ve dünyanın değil, güneşin merkezde olduğunu söyleyen Kopernik gibi iki ünlü bilim insanının da yeri olan Polonya için seçtiğim renk sarı ve turuncu… Binaların renginden ve gidişimizin sonbaharın başlangıcına denk gelmesinden dolayı sanırım bu renkler kaldı Varşova'dan aklımda...

Kaldığımız yer: JR Rental Apartments

ul. Piwna 17/19, Sródmiescie, 00-265 Varşova, Polonya

#Varşova #Chopin

15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n