• Değer Berkin

Hatice ve Yıldırım ile Seyahat Söyleşimiz 2


Klima komutalarını elimize aldığımız sıcak bir haftadan, biyolojik ismimizle homosapien sapien türü olarak hem birbirimizle hem de ekosistem ile bir arada yaşama mücadelesinde sürekli ortaya çıkan sorunlar, savaşlar, doğal afetler, ekonomik ve siyasi olaylarla dolu dolu yaşadığımız gezegenimizin her bir ucunu keşfetmek için yanıp tutuşan kontrol edilemeyen hislere sahip seyahatseverlere veya seyahat bana göre değil deyip ama gidenler neler yapıyor merak edenlere kocaman bir merhaba...

"Gezenler güzelleşenler" söyleşi dizisinin 12. haftasında, ilk bölümünü daha önce yayımladığımız, 6.5 yaşındaki oğluları ve 4.5 yaşındaki kızlarını da yanlarına alarak ailece bir yıl boyunca üç aylık dönemlerde hem mesleki hem de kişisel yönden yeni deneyimler kazanmak amacıyla farklı kıtalara, farklı ülkelere gitme kararı alan ve deneyimlediklerini de "Evimiz1Dünya" blogunda paylaşan Hatice ve eşi Yıldırım ile yaptığım söyleşimizin ikinci bölümünü yayınlıyorum. İlk üç aylık seyahat dönemlerinde karavan ile Avusturalya kıtasını dolaşan ailenin gelin Asya kıtası deneyimlerinden söyleşimize kaldığımız yerden devam edelim.

"Filipinlerde kadınların daha ön planda olduğu bir kültürden yola çıkıp, Arap kültürüne doğru kadınların baskı altında olduğu ülkelere yolculuk ettik" diyor Hatice.

"Düşünüyorum da o kadar asgari yaşıyorlar ve o kadar küçük şeylerden mutlu oluyorlar ki küçük bir espiri, içki masasını uzun süre keyifli tutabiliyor..." diyor Yıldırım. Asya'da yerel halkın içine karışarak yaşadıkları deneyimleri yeri geldiğinde komik, yeri geldiğinde düşündürücü hikayelerle bize aktaran Hatice ve Yıldırım ile yaptığımız söyleşinin devamını keyifle okuyacağınızdan eminim. "Gün oldu lüks otellerde kaldık, gün oldu matların üzerinde uyuduk..." diye anlattıkları ilham verici seyahat deneyimleri ve hikayeleri buyrun sizlerle...

S: İlk seyahatinizin rotası Avusturalya'nın ardından ikinci üç aylık döneminizi Asya kıtasına yaptınız. Ama öncesinde bir süre Kıbrıs'taydınız. Geri dönmek nasıldı?

HATİCE: Sürekli bir hortumun içinde döndüğünüz yerden çıkıp sonra geri gelince negatif noktaları ve neleri düzeltebileceğini daha net görmeye başlıyorsun. Örneğin daha önce çok vakit ayırmadığım arkadaşlarımı da çok özlediğimi farkettim ve onlarla daha fazla zaman geçirmek için planlar yaptım döndüğümde. Bazen koşuşturmacadan bazı şeyleri farkedemeyebiliyor insan. Geri dönmek o anlamda özellikle çok keyifliydi.

S: Bize biraz Asya rotanızdan bahseder misiniz? İlk Filipinler ile başladınız.

HATİCE: Sırayla gidecek olursak. Asya rotamıza Filipinler'den başladık. İlk olarak Manila'ya uçtuk.

YILDIRIM: Manila'dan sonra Cebu'ya uçtuk. Cebu'dan Bohol'a gittik ancak Bohol'da kalmadık. Bohol'a köprü ile bağlanan Panglao adasında kaldık. Burada Filipinler'in en güzel sahillerini bulabilirsiniz. Biz burada dalış da yaptık. 300 haneli bir yerdi. Hatta dalış eğitmenimiz bizi kendi evinde ağırlamak istedi. Bize uymadığı için kalamadık. Sahilin kenarında bambu evleri vardı. Buradan Cebu'ya gittik. Oradan da Palawan adasında, Puerto Princesa'ya gittik. Puerto Princesa'dan ise bayağı zahmetli bir yolculuk yaptık. Angeles şehrindeki Clark havalimanına uçtuk. Akşam saat 9'da havaalanındaydık. Sabah 5'te uçağımız vardı Katanuanes'e gitmek için. Ancak otele yerleşmek birkaç saat için değmez diye düşündük. Yanımıza kamp matlarımızı aldık. Geliş bölümünden gidiş bölümüne geçtik. Matları yerlere serdik ve havaalanında geçirdik o geceyi.

Bizim seyahatlerimizde gün oldu 5 yıldızlı lüks otellerde kaldık, gün oldu matların üzerinde uyuduk. Bazen "yorulduk, artık biraz konfor istiyoruz" diye düşündük işte o zaman durumu değerlendirdik. Avusturalya'da da karavan gezimizde prefabrik evlerde kaldık. Ama bazen "bu kadar yeter" derdik ve rahat bir yer bulurduk. Ya da artık kendimiz pişirmeyelim, güzel bir restoranda yiyelim de derdik. Ama Asya'da kendimiz yemek hiç pişirmedik.

HATİCE: Katanduanes'teyken aldığım notlara bakıyorum da orada aileler çok çocuklu. Kürtaj yasak ve korunmayı bilmiyorlar. Bir evde yaşıyorlar. Ailede diğerlerinden daha açıkgöz olan, ailenin sorumluluğunu da alıyor. Bize gelen Rasel örneğin, bütün kardeşlerini okuttu.

Filipinlerde bir gün mahallede dolaşırken bir grup çocuk bizimle geldi. Oturduk ve kağıt kalem aldık. Bir saat boyunca özene özene, tek bir kağıdın milim milim önemini bilerek resimler çizdiler. Çocuk sayısı çok fazla. Ama çocuklar çok sevgi dolu ve minimal yaşamın içinde mutlular.

YILDIRIM: Minimal yaşamdan bahsetmişken, benim de içki konusunda bir maceram oldu. Ondan da bahsetmek lazım bence.

HATİCE: İçki masalarında tek bir bardak oluyor. İçkiyi içen bardağı yan taraftakine veriyor, o aynı bardağı doldurup içiyor. Samimiyseniz, aynı bardağı da paylaşabilirsiniz demek istiyorlar. Minimalistlik gerçekten onların yaşadığı birşey.

YILDIRIM: Benim ayrı bardağım oldu tabii. O kadar da yapamadım. O kadar da iğrenen bir insan değilim ama içki bardağımı ayrı istedim. Oraya gittiğimiz ilk gece Rasel'in babasına sordum. İçer mi baban? İçer dedi. Ben de bir içki alıp götürdüm. Hemen içki açıldı, başlandı içilmeye. Katıldım ben de kendilerine. Hemen bitti. Çünkü gelen geçen oturabiliyor. Gidelim bir marketten daha alalım dedim. Bizim eskiden bakkallar olurdu, evlerin içinde. Onun gibi bir yere gittik. Emperor marka bir içki aldık. İspanyol sömürgesinden kalan bir içki. Masaya götürdük ve onu da içtik birlikte. Meze kültürleri de yoktur mesela. O gün ne pişerse ortaya koyuyorlar, bir de kaşık. Bana ayrı tabak hazırlanırdı tabii. Bana ayrı bir hürmet gösterirlerdi. Okumayanlar ingilizce bilmiyorlar. Erkeklerin çoğu bilmiyordu İngilizce. Erkekler çok pasiftirler.

Bir çocuk çok az bir ingilizcesiyle içki masasında bana birşeyler anlatmaya çalışıyordu. Ama her konuşmasında "hap hap" diyordu. "Half half" demeye çalışıyordu. İçkinin de etkisiyle çok güldük. Ertesi günlerde de içki içerken hep "hap hap" der demez hepimiz gülüyorduk. Düşünüyorum da o kadar asgari yaşıyorlar ve o kadar küçük şeylerden mutlu oluyorlar ki küçük bir espiri, içki masasını uzun bir süre keyifli tutabiliyor.

S: Filipinler'in ardından nereye gittiniz?

HATİCE: Bizim özel günlerde uçma gibi bir durumumuz oldu. Yıldırım'ın doğum gününde Filipinler'e uçtuk. Benim doğum günümde ise Filipinler'den Bali'ye uçtuk. Manila'ya dönüp oradan Bali'ye uçtuk.

S: Birbirinize aldığınız doğum günü hediyeleri miydi yoksa?

HATİCE: "Uçaktaydım hediye alamadım sana" şeklinde yaklaşabiliriz olaya. :)

YILDIRIM: Uçakta olunca hediye almaktan yırtabilirsin.

HATİCE: Bali'de yılbaşı gecelerinde yaptıkları gösteriler var . Gitmeden birkaç ay önce bunu öğrenmiştim, orada yaşayan bir arkadaşımdan. İlginç olacağını düşünmüştüm. Denk geldi ve o gün gittik. Toplam 6 gün sürüyor yeni yılı karşılama ritüeli. İlk gün tapınaklardaki kutsal eşyalar denizde yıkanarak kötü enerjiden arındırılıyor. Sonra kötülüğü ve kötü ruhları simgeleyen ‘ogoh ogoh ‘ adındaki dev kuklalarla kötü ruhları yeryüzüne çıkarıp korkutuyorlar. Ertesi gün ‘Nyepi ‘sessizlik günü. Herkes bir geçen seneyi değerlendiriyor, meditasyon yapıyor . Daha sonra herkes birbirinden af diliyor ve yoga yapıyor. Altı gün boyunca yapılanlar bunlar. Bunları okuyunca ben nasıl heyecanlanmayım, nasıl çoluğu çocuğu toplayıp bir şekilde gitmeyeyim.

Kuta'ya gittik ilk. Kuta bizi biraz yordu.

YILDIRIM: Belki 20 yıl önce gitmiş olsaydık, Bali'yi yaşayabilirdik ama şimdi bana oradaki durum yapay ve insanların gözleri açık ve çok turistik geldi. Ben oradaki insanlara şunu söyledim: "siz ki karmadan bahseden Hinduistler olarak bunu yaşamanız bana doğru gelmiyor". Bir markete girdik, birşey satın alacaktık. "How much?" diye sorduk, yanıt olarak "how much do you want to spend?" dediler. İnanabiliyor musunuz?

HATİCE: Ubud'da durum Kuta'daki kadar değildi.

YILDIRIM: Evet aslında, gördüğümüz insanlar başkaydı. Evlerindeki insanlar başkaydı. Piyasa insanı bizde de olur mesela. Genelde turistleri görenler kötü izlenim verenlerdir. Bir gece lokallerle takıldım. Lokal yemekler yedik. Pislik var ama tolere edilebilirdi. Bir sürü şey yedik ama çok az ödedik. Lokal yerde yemek fiyatları uygun ama bir otelde yediğin hem parası abartılı hem de lezzet aynı değil. Normalde makul sayılan farklar olur ancak Bali'de bu fark çok büyüktü. Genel olarak Bali bizim için biraz yorucuydu bu anlamda.


HATİCE: Bali'deki Green School çok güzeldi. Burada olsa çocukları hiç düşünmeden gönderebileceğim bir okuldu. Tamamen ormanın içinde ve yerler bile taşlarla döşenmiş. Düz beton dökmediklerini anlattılar. Çünkü çocukların kasları ona göre gelişiyor. Toprak yollarda ve düz olmayan yollarda koşmaları gerekiyor çocukların ki kasları gerçek anlamda gelişsin. Orada herşey proje üzerine.

YILDIRIM: 9 gün sonra Singapur'a geçtik. Singapur'da Bali sonrası bir şok olduk. Avrupa'da öyle bir yer görmedim. Muazzam temiz, yollar çiçeklerle dolu. Hiçbir bina birbirine benzemez. Hepsi bir mimarlık harikası. Bütün beyinler oraya gidiyor dünyada. Singapurlular bu konuda şikayetçi. Singapurluların üniversite mezunları iş bulamıyor. Çünkü Çin'den ve Avrupa'dan ciddi beyinler oraya göç ediyor. Asya'nın bütün firmalarının merkezleri orada.


Bir gün bir grup çocuk bugün sergimiz var dediler, ellerinde balonlarla dolaşıyorlardı. Gelin sergimize dediler. Çocuklar 13-14 yaşındaydılar. Gidip sergiyi görünce en fazla 15 yaşında olan bu çocukların yaptıkları sanata baktığımızda, bu yaşta sorguladıklarını görünce büyüyünce neler yapabilirler diye düşünüyoruz.

Mesela Sentosa Adası muazzam bir eğlence adasıydı. Ardından Singapur-Malezya sınır kapısından Malezya'ya geçtik. Bizim sınır kapıları gibi. Geçince başka bir dünyaya geçmiş oluyor insan. Singapur gibi o kadar temiz bir yerden gelip üçüncü dünya ülkesine ulaşırsın. Denizi tren ile geçersin. Johor'a vardık. Paskalya'ya denk geldi. Üç gün kaldık. Kasvetli bir yerdi Johor. Sonra Malakka'ya geçtik. Malakka muazzam bir yerdi. Portekizlilerin ilk Malezya'ya gittikleri noktaydı. Hatta Portekiz ile Hollandalıların savaştığı yerdi. Orada Hollanda'nın da izlerini görebilirsiniz. Amsterdam kanalları gibi kanalı var ve Dutch meydanları var. Hollanda'nın simgesi yel değirmeni koydular meydana. Portekiz kalesi var ayrıca. Güzel bir tarih ve kültür zenginliği söz konusu burada.

Biz Endonezya'dan başlayarak sorguladık, bu emperyalizm nasıl başladı. Yani Portekiz'in oraları keşfetmesi, ilk Vasca Da Gama'nın Kochin'e gitmesi gibi... bizim için iyi bir tarih eğitimi oldu.

Malakka, genel anlamda Malezya'nın yapısından farklıydı. Malakka'dan sonra Kuala Lumpur'a geçtik. Oradan uçak alıp Penang adasına gittik. Portekiz ve İngilitere'nin etkisinde kalan bir yerdi. Yağmur ormanlarının katledildiğini gördük. Hepsine palmiye ağaçlarının ekildiğini gördük. Palm yağı üretimini sağlasınlar diye.

Penang adası gelişmiş ve güzel bir ada. Orada İngiliz kraliçesi Victoria'nın heykeli bile vardı.

S: Nerelerde yemek yediniz Malezya ve Singapur'da?

HATİCE: Halkın yediği yerlerde yedik. Food Court dedikleri yerlerde yedik. Büfe büfe sıralı yerler. Halk orada yiyor. Hem lezzetli hem de uygun fiyatlıydı. Penang'da da farklı yerel lezzetler sunan büfelerin birarada olduğu yerde lezzetli yemekler yedik.

YILDIRIM: Oralarda Food Court dedikleri bir yemek kültürü hakimdir.

S: Malezya ve Singapur sonrası rotanız nasıl oldu?

HATİCE: Penang'da bir cruise aldık. Hava çok sıcaktı. Çocuklar artık çok yorulmaya başlamışlardı. Bir süre sonra çocuklar da biz de ilgimizi yitirmeye başlamıştık. Nasıl dönelim diye düşünürken, tatile de doymadığımızı farkedince cruise bulmayı denedik. Royal Caribbean'ın Singapur'dan başlayarak Tayland, Hindistan, Arabistan yarımadası ve Dubai'de bitecek 13 günlük bir rotasını bulduk. Bize tam idealdi. Penang'tan Singapur'a geldik. 3-4 gün tekrar Singapur'da kalıp orada yapamadıklarımızı yaptık.

Cruise konusunda benim çok önyargım vardı. Geminin yaş ortalaması çok yüksekti. Çocuklu aileler de vardı tabii. O kadar çok keyifli geçti ki önyargılarımızdan kurtulduk. Çok güzel dinlendik. Temizdi ve aktivitelerle doluydu. Cruise'larda tabii sadece geminin gittiği turistik alanların bir kısmını gezebiliyorsun. Sadece yani bir kokusunu alırsın. Bizim planımız Malezya'dan sonra Tayland'da Chiang Mai'ye gidip Songran festivaline katılmaktı. Hava çok sıcak olunca bunun keyiften çıkacağını düşündük ve bu rotayı belirledik. Tayland'da Puket'e gittik. Balayımızda da Puket'e gitmiştik. Tekrardan gitmek güzeldi.


YILDIRIM: Cruise güzeldi. Dinlendik. Okyanusta yıldızları görmek başlı başına güzel bir olaydı. Dünya turu yapan bir cruise'du. Bizim rotamız bu dünya turunun bir parçasıydı. Bizim indiğimiz rotadan bir sonraki rotaya kalanlar için yeni kart çıkaracaklardı ve Dubai'den sonraki rota Barselona idi. Bizim için de Hindistan güzel geldi. Goa ve Koçin'e gittik. Kritik yerlerdi buralar tarih açısından. Tarihi müzelerde gezdik. Umman - Muskat bizim için şaşırtıcıydı. Temizlik ve düzen bakımından özellikle. Binalar eski ve restore edilmişti. Dubai gibi yapay değildi. Dubai'de bir süre sonra sıkılır insan. Umman'da Alaaddin filmlerindeki o ruhu, tertemiz sokaklarda görüyor insan. Muskat başka bir dünya.

Döviz bozarken Umman'da, verdim 100 dolar. Bana 38 riyal verdi. Ben dedim bir yanlışlık var. 100 dolar verdim ben. İngiliz bir çocuk bana "buranın para birimi güçlüdür" dedi ve gösterdi sonra. Çok da pahalı değildi. Limanda buram buram petrol kokusu geliyor. Gelirleri malum, çok da giderleri yoksa ekonomi güçlü olur. Dubai riskli hareket ettiği için onun ekonomisinde dalgalanma olur. Bir de dünyaya daha açıktır Dubai. Umman yeni yeni turist kabul etmeye başladı. Çok kapalı bir yerdi.

HATİCE: Çocuklar da keyif aldılar. Sadece ağaç yoktu tabii. Oradan da Dubai'ye gittik. Dubai daha önceden benim ilgimi hiç çekmemişti. Yapaylığından dolayı ancak gidip görmek lazım. Aramızda çok güldük Dubai'ye gittiğimizde, aklımıza bir söz gelince: "Arap sabunu bol bulunca...". Arabalar, kadınlar inanılmaz bir lüks var. Kadınlara ben hayran kaldım. O cilve, o naz kısıtlı bir alanla da olsa... Filipinlerde kadınların daha ön planda olduğu bir kültürden yola çıkıp Arap kültürüne doğru kadınların baskı altında olduğu ülkelere yolculuk ettik. Düğünümde bile yapmadığım kadar çok makyajlı, botokslu ve kaşlar yapılmış bir şekilde olan ama öfkeli kadınlar gördük. Örneğin bir kadın taksi şoförüne, google map'ta gördüğümüz başka bir yoldan da gidilebilir deyince biz, inanılmaz öfkelendi. Dubai'nin ardından İstanbul'a uçtuk.


S. Bu ülkeler arasında ailece hepinizde etki yapan deneyim nerede oldu ve neydi?

HATİCE: Örneğin benim aklıma Tazmanya geliyor. Oraya biz Denge'nin sayesinde gittik. Denge hayvanları çok sever. Tazmanya canavarı nedir diye araştırırlardı Yıldırım ile. Benim daha önce bilmediğim kediden büyük vahşi türü tükenmek üzere olan bir hayvan. Biz araştırdık tabii gitmeden önce. Tazmanya'ya gittiğimizde doğada yaşayan hayvanlar dışında, doğal güzellikler ve yeşil ormanın içinde bir nehir bulduk. Burada dereden su içtik. Denge hala daha o suyun tadını söyler.

Tazmanya'da nüfusun büyük bir çoğunluğu başkenttedir. Turizm ofislerinde yaşayanlar emekli ve gönüllüler. Buradaki insanların amaçları var. Turizm ofisinde soru sormak için girdiğinizde sizinle 80 yaşındaki insanlar ilgileniyor.

Ayrıca aklıma gelen başka bir deneyim ise Bruny adasında okyanustan dönen penguenlerin yolunu gözledik. Gerçekten hava kararırken yavrularını beklemeleri çok güzel bir deneyimdi.

YILDIRIM: İngilizlerin bastıkları yerleri çok sorguladım bu seyahatte. Biz şimdi gideriz ama bu adamlar bunları 1600-1700'lerde başardılar. Adım adım yaklaşıp medeniyetlerini kurdular ve ne noktadaydılar. Darwin'in Tazmanya'ya inip de orada araştırmalar yapması, Avusturalya'yı baştan sona gezmesi, Darwin rotasını yapması bunları sorguladığımda bu insanlar bunlarla uğraşırken, biz ortadoğu olarak farklı noktalarda yaşıyorsaydık, ve şu anda bu adamlar bu medeniyeyi yaşıyorsa bir sebebi vardır. Bu yaşantının bir yerden geldiğini, hazırdan gelmediğini gördüm. Adamlar gerçekten uğraşmış. Bahanelerle değil gerçekten uğraşarak yaptılar. Adım adım o noktalarını takip etmek, örneğin İngilizler ilk Adelaide'ye geldiklerinde ilk medeniyet nasıl dağıldı. Almanya gelmeye çalıştı. Oradan Melbourne ve Sidney'e gidildiğini. Sırf nüfus artsın diye ta Afganistan'dan bir köy alıp develeriyle insanların getirildiğini, Almanların orada köy kurduğunu öğrenmek. Bir medeniyet günün sonunda. İngiltere aldı ve istediği gibi şekillendirdi. Aynı şekilde Malezya, Singapur. Yani geçtikleri yerden izleri kaldı. Bir Filipinler hariç. Orada Amerika ve İspanyollar vardı. Çok sorguladım örneğin Darwin'deyken. Benim dedelerimin dedelerinin dedeleri ne yapardı o zaman. Hayal etmeye çalışırım ve Darwin'in buraya gelişini. Hep bu süreçte inceledim bu tarihleri. Malezya çok ilginçti ama benim için en ilginci Koçin'di sanırım. Orası emperyalizmin başladığı yerdi. Portekiz'in oraya gidip sadece karabiber ve tarçın almasıyla 10 yıllarca Avrupa'da ekonomiyi şişirtti. Sonra kuruyemişlerle geliştirdi bunu. Bunu gören Hollandalı ve İngiliz onların peşinden gitmeleri ve baktığınızda Portekiz biryerlerde savaşmış. Hollandalı savaşmış. Tek savaşmayan ve hepsini alan İngiliz. Benim seyahat deneyimim aslında burada İngilizi anlamak oldu. İngiltere'de yaşamış bir insan olarak İngilizlerin sistematik düşünce şekilleri her zaman için bende hayranlık uyandırmıştır. Bu sistematik düşünce onları başarılı kılmıştır. Alman da sistematiktir ama Alman çok garantici olduğu için pratikliği kaybeder. İngilizler hem sistematik hem de pratiktirler. Farklı bir sorgulamaydı bu benim için.

S. Bir sonraki rotanız neresi?

YILDIRIM: Bir sonraki rotamız. İngiltere'den başlayarak Avrupa kıtası.

HATİCE: Köy köy gezmeyi düşünüyoruz. Biz sadece gidiş bileti alırız, sonra oradaki modumuza göre hareket ederiz.

S. Seyahatlerinizde karşılaştığınız en büyük sıkıntı ne oldu? Herşey tozpembe olmaz malum …

YILDIRIM: Avustralya'da karavan ile dolaşırken kamp bölgelerine park edecektik. Meğer yeşil tabelalar kamu, mavi olanlar özelmiş. Bu ayrımı bilmediğim için 200 kilometre Broom'dan çıkıp hava kararınca kamu kamp bölgesine vardık. Kamu kamp bölgesinde tuvaleti vardır, mangalı vardır ama incin top oynar. Çünkü Avusturalya'nın batısı öyle bir yerdir ki "middle of nowhere" diyebiliriz. İnsan yok. Medeniyete 200 km uzaktayız. Geriye dönüş yapamazsın. Karanlıkta sürüş yapamazsın, kanguru gibi hayvanlar var, önüne çıkabilir herşey. O yüzden orada kaldık. Yırtıcı hayvan çıkmasın diye hemen ateş yaktım. Ateşi beslemeye çalıştım. Bu taraftan da birşey belli etmemeye çalışırım. Bir tarafta bıçağımı

tutarım. Bir tarafta fenerimi tutarım. Telefonumuz çekmiyor.

HATİCE: Bir de yol kenarlarında yanmış arabalar vardı.

YILDIRIM: Oralarda aborjinler çok var. Dikkat edin diye uyarılmıştık. Araba geçmez bir yer. Birşeyler yaptık yedik ve karavana girip kilitlendik. Bütün gece tetikte yattığım yerde sürekli kalktım. Tedirgin edici bir durumdu ama sıkıntı olmadı.

HATİCE: Benim için Asya'da tuvalet sıkıntılıydı. Çocukların tuvalet istemesi. Ufak birşey ama rahatsız edici çünkü temiz yerler bulmak zordu.

S: Gittiğiniz yerler arasında burada yaşanabilir dediğiniz yer oldu mu? Yoksa hep Kıbrıs gibisi yok mu yaşamak için diyenlerden misin?

YILDIRIM: Avusturalya'da Brisbane bence.

HATİCE: İş merkezi yapılması planlanan bir bölgeyi halk izin vermeyince halka açık bir havuz ve deniz sineması olan piknik yapılabilen ücretsiz bir yer yaptılar örneğin. Brisbane'de yaşam kalitesi çok yüksek. Sokaklar parfüm tüter. Yaşamak isteyecek kadar çok beğendim mi bilmiyorum çünkü ben her yerde yaşayabilirim çünkü.

S: Gittiğiniz yerlerde biz yapamadık ama siz gidince yapın içimde kaldı dediğin neler oldu?

YILDIRIM: Gezerken ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu dünyanın daha bir farkediyor insan. Doğruluk hesabında yanlışı tolere etme yüzdeliği vardır. İşte onun gibi bir sıyırma yaparsın.

HATİCE: Skydive örneğin Avusturalya'da yapabilirdik.

YILDIRIM: Great Barrier Reef'lerde dalış yapamadık.

HATİCE: Biz dalış tatili yapmadık. Çünkü ikimiz de dalarız ve birlikte dalarız. Çocuklarla gidince sırayla dalmak gerekecekti. Sen dal önce,falan derken yapmadık.

S: Gezerken hiç yapmayacağınız neler var?

HATİCE: Kesinlikle hayvanat bahçelerine gitmeyiz. Hayvanların kullanıldığı sirklere gitmeyiz. Bunları çocuklarla konuşuyoruz. Anlıyorlar ve talep etmiyorlar. Bizim çok aşırı sınırlarımız yoktur. Örneğin ben vejeteryanım ama koşulları zorlamam gittiğim yerlerde. Rahat gezginlerdeniz aslında.

YILDIRIM: Avusturalya'da zaten hayvanları doğal ortamlarında görebildik.

HATİCE: Evet. Yolda giderken kanguruları gördük, koalaları sevdik.

YILDIRIM: Gerçek anlamda sanctuary dedikleri hayvan korunağına gitmek gerekir.

S: EN'ler turumuza geçiyoruz son olarak...

EN mutlu insanların olduğu ülke: Filipinler

EN hayalkırıklığı yaratan ülke: Endonezya, Bali

EN uzak ülke: Avusturalya, Tazmanya

EN yorucu yolculuk: Uzun yolculukları severiz. Çocuklar da çok sever. Yorucu değil de zahmetli dersek Perth'e giden yolculuk diyebiliriz. Çünkü mesela google map 300 km sonra sağa dön der. Bir sonraki benzin istasyonu 500 km der mesela. Dümdüz çölde gidersin. Benzin istasyonlarında mecbursun durup benzin alasın yoksa yolda kalırsın. Hiç kalmadık ama yolda. Bir defasında Avusturalya'da benzin bitiyordu ve gideceğimiz yerde kalacak yerimiz ayarlanmış değildi ve ertesi gün Noel. Uçlardaydık ama kılı kılına benzinci bulduk ve bir aile oteli de bulduk. Kadın bize kapısını açtı. Çünkü normalde aile toplanacaktı otelde ama bizi tanrı misafiri olarak kabul ettiler. Hiç açık yer olmayabilir diye bizi uyardılar hatta ve eğer yiyecek birşey bulamazsak kilisede kimsesizlere yemek veriyorlar dedi olmadı orada yiyebilirsiniz dedi çekine çekine. Ama açık market bulduk gerçi.

EN sıkıcı şehir: Malezya'da Johor Bahru

EN güzel yemeklerin olduğu ülke: Filipinler'de evlerde pişen yemekler bizce en güzeldi.

Teşekkürler...


15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n