• Değer Berkin

Mart Notları


2018 yılının üçüncü ayını uğurlarken her ay sonu olduğu gibi okuduğum kitap(lar) ve izlediğim film(ler)den derlediğim aylık notlarımı, "her aya en az bir kitap ve bir film" mottomun bir yansıması olarak yayınlamaya devam ediyorum arkadaşlar.

Bu ay kitap yönünden biraz zayıf gittiğim için kendimle hayal kırıklığı yaşıyorum. Ama bu ayın esas kitabı olan ve resmen içime öküz oturtan kitap dediğim "Küçük Şeylerin Tanrısı" kitabını bitirip sizlere yorumlayacağım için kendimle gururluyum. Bu esas kitaba geçmeden kişisel gelişim adına severek okuduğum "Uzun Ömrün Kısa Rehberi" kitabına değineceğim.

Malum biliyorsunuz ki, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından 1929'da Los Angeles'ta verilmeye başlanan ve bu yıl 90. kez düzenlenen Akademi Ödülleri, hepimizce bilinen adıyla Oscar ödülleri sahiplerini Mart ayı içinde buldu. Bu çerçevede benim geçen ay izlediğim ve Şubat ayı notlarımda hakkında yazdığım "En Karanlık Saat" (Churchill filmi diyorum ben ona :) )'te başrol oynayan Gary Oldman "En İyi Erkek Oyuncu" ödülüne layık görülmüştü. O halde Mart ayında Oscar ödüllerini kazananlardan gidip, "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kazanan Frances McDormand'ın başrölünü oynadığı "Üç Billboard Ebbing Çıkışı Missouri" filmini izledim. Biraz Oscar ödüllerine ve tarihine de değinerek film hakkındaki görüşlerimi de ekleyeceğim bu yazımda.

MART AYI KİTAPLARIM

1. Uzun Ömrün Kısa Rehberi:

Güney California Üniversitesi'nin Keck Tıp Fakültesi ile Viterbi Mühendislik Fakültesinde tıp ve mühendislik profesörü olan ve aynı zamanda dünyanın önde gelen kanser doktarlarından biri olan Dr. David B. Agus'un yazdığı kitapta, doktor yazar bize özellikle yaşam ile ilgili kafa karıştıran iddialar üzerine tavsiyeler veriyor. Yazarın görüşüne göre günlük alışkanlıklarımızın sağlımızı şekillendiriyor ve bunu göz önünde tutarak yazar bize 65 adet kısa ve uygulanabilir öneride bulunuyor. Kitap ilk olarak M.Ö 460-M.Ö 370 yılları arasında yaşamış ünlü Yunan hekim Hipokrat'ın gözlem ve tavsiyeleriyle başlıyor ve bunların halen günümüzde geçerliliklerini koruduğunu anlatıyor. İşte bunları ben de sizinle paylaşmadan edemeyeceğim çünkü harika cümleler bunlar, bakın:

1. Yürüyüş, insanın en iyi ilacıdır.

2. Besinler ilacınız, ilacınız besinler olsun.

3. Geçmişi izah edin, şimdiki zamanı teşhis edin ve geleceği görün.

4. Primum non nocerum. (Öncelikle zarar verme.)

5. Kimin hasta olduğunu bilmek, sahip olunan hastalığı bilmekten çok daha önemlidir.

6. Herkese ne eksik ne fazla, tam doğru oranda besin ve egzersiz verebilseydik, sağlığa giden en güvenli yolu bulmuş olurduk.

7. Bilge kişi, sağlığın en yüce insan nimeti olduğunu göz önünde bulundurmalı ve hastalıklarından nasıl yarar sağlayabileceğini kendisi düşünerek öğrenmelidir.

8. Herşeyin fazlası tabiata aykırıdır.

9. Hiçbir şey yapmamak da iyi bir devadır.

10. Aslında iki şey vardır: bilim ve fikir. Bilim, bilgi üretir; fikir ise cehalet.

Yazarın ilk ve en çok bilinen kitabının adı "Hastalıkların Sonu"dur. Bizim bahsettiğimiz yazarın ikinci kitabıdır. Sağlığınız için kişisel ve kapsamlı bir check-up anketi de ayrıca yazarın web sayfasında ücretsiz indirebileceğiniz bir pdf dosyası olarak yer alıyor. Bu anket ingilizce ama cevaplayabilenler için ve yıllık sağlık check-up olayına girişmeden önce, kendinizi sorgulamanız için iyi bir anket bence, tavsiye ederim.

Bu ay sağlık, düzenli beslenme ve spor (özellikle yürüyüş ve yoga) olaylarına fena halde kendimi kaptırdığım için bu konularda bol bol araştırma yapıp kitaplar okumaya devam etmeye çalışacağım. Bilgilerimi ve bulduklarımı da sizinle aylık notlarımla paylaşmaya ayrıca devam edeceğim.

2. Küçük Şeylerin Tanrısı:

Sağlık dedik ya hani roman okumanın sağlığa faydalarını yazmaya gerek bile yok. Hep derim romanlar, insan psikolojisinin besinidir. Bu kitap, bana iş arkadaşlarımdan gelen doğum günü hediyemdi. Bir gün Hindistan'a yapacağım ziyaret öncesinde okumak için rafımda duruyordu. Ama planlarım arasında Hindistan'a yakın zamanda ziyaret olmadığını göz önünde üzülerek bulundurarak kitabı merak ettiğim için ve daha fazla ertelemek istemediğim için bu ayki kitaplarımdan esas kitabım olarak belirledim.

Yazarı Arundhati Roy olan bu kitabın Türkçe çevirisini okudum ben. Her ne kadar çeviri kitaplarda yaşanan sıkıntıları fazlasıyla hissettirse de kitap, bende Arundhati Roy'un yazarlığına bir hayranlık uyandırmayı başarmıştır. Hindistan'ın dünya edebiyatına yaptığı eşsiz bir katkı bence bu kitap. 1997 Man Booker ödüllü kitap öyle bir oturmada oku bitir cinsinden değil. Çantamda uzun süre gezdirdiğim, bazen gece yatmadan bazen ise orada burada vakit buldukça okuduğum bir kitap.

Hep derim iki çeşit okur vardır. Bir kendini romanda kaybeden, romanın içine girip o özümsediği karakter (ki bu genelde başroldeki oluyor) ile bir bütün olan, onunla ağlayan, onunla gülen okuyucu tipi. Diğer bir okuyucu tipi okurken olaya dışarıdan bakar, hatalara ve kritik yapmaya odaklanır ve tamamen kitabın dışında kalır. Ben ne yazık ki mi desem bilmiyorum, ama birinci okuyucu tipindenim. Kendimi bu romanda Ammu karakteri ile öyle bir özdeşleştirdim ki kitap bitince uzun bir süre resmen "içime öküz oturdu". Hele aşağıda birazdan detayına girip bahsedeceğim Ammu'nun ölümünü anlatan 7. bölüm var ya işte esas beni derinden etkileyen kısımdı sanırım. O bölümü okuduktan sonra uzun bir süre kitap ve Ammu hep aklımda geceleri oğlumun ve kızımın pijamalarını giydirdim. "Sol bacak, sağ bacak."

Kitapta anlatılan hikaye varlıklı bir ailenin kızı Ammu'nun, yanlarında çalışan bir işçiye aşık olması ve Sophie Mol isimli bir kız çocuğunun ölümüdür. Ancak kitap geriye dönüşlerle hikayelendiriliyor ve kitabın ancak sonunda başında bahsedilen dehşet verici sonun ne olduğunu beklenmedik bir şekilde öğreniyoruz. Hikayeler Ammu'nun kızı Rahel'in gözünden çoğu kez 7 yaşındaki haliyle anlatılıyor. Sophie Mol'un cenazesi kitabın başında anlatılırken, ölümündeki gizem ancak kitabın sonunda ortaya çıkıyor.

Kitaptaki karakterler o kadar karmaşık ki, okurken o kadar aklım karışmıştı ki (ki ben kendi akrabalarımla bile nasıl akraba olduğumu pek anlamayı başaramamış biriyim) bir soy ağacı yapıp kimin ne olduğunu öyle çözdüm. Ciddiyim alın size çıkardığım soy ağacı.

Hindistan'ın kast sistemine inanılmaz büyülü bir anlatımla değinen kitapta beni en derinden etkileyen şeylerden biri alt sınıftaki "dokunulabilirler"in, üst sınıftakilerin "dokunulmazların" "kirlenmemesini" sağlamak adına bıraktıkları ayak izlerini silerek geri geri yürümeleri kısmı oldu.

Ama beni en çok ağlatan Ammu'nun ölümünü anlatan bölüm demiştim ya biraz önce, henüz o bölümde neden dışlandığını anlatmadan kitap, pansiyonda bir sabah ölü bulunan Ammu'ya kilisenin cenaze töreni yapmayı reddetmesi üzerine kardeşi Chacko'nun elektrikli krematoryuma bir kamyonet kiralayıp kızı Rahel ile götürmelerini anlatıyor.

Ve işte o paragraf:

"Yakma fırınının çelik kapısı açıldı ve sonsuz ateşin sessiz mırıltısı kırmızı bir kükreyişe dönüştü. Sıcak, aç kalmış bir canavar gibi onlara saldırdı. Sonra Rahel'in Ammusu canavarın ağzına verildi. Saçları, teni, gülümsemesi. Sesi. Çocuklarını yatırmadan önce onları severken Kipling'den yararlanışı: Seninle ben aynı kandanız. İyi geceler öpücüğü. Bir eliyle çocukların suratını dik tutarken (sıkıştırılmış yanaklar, balık ağzına benzeyen ağızlar), öteki eliyle saçlarını ayırıp tarayışı. Rahel'in giymesi için donunu tutuşu. Sol bacak, sağ bacak. Bütün bunlar canavarın ağzına verildi ve canavar tatmin oldu. O, çocuklarının hem Ammusu hem Babasıydı ve onları iki kat sevmişti. Fırının kapağı takırdayarak kapandı. Gözyaşı akmadı."

Ama benim aktı gözyaşım hem de çok bu sayfada. Kitap okurken fazla sulugöz oluyorum, itiraf ediyorum. Yazarın anlatımı o kadar içli ve detaylı ki sanki Rahel isimli karakter yazarın kendiymiş hissi uyandırıyor bende.

Size bu lirik ve güzel anlatımdan örnek birkaç beğendiğim cümleyi paylaşıyorum:

"İşte ailelerin sorunu buydu. Sevimsiz doktorlar gibi, onlar da insanın neresinin acıyacağını biliyorlardı."

"Çocuklara, Tarih'in, gecenin içindeki eski bir ev gibi olduğunu söyledi. Bütün ışıkları yanan. İçinde ataların fısıldaştığı. Tarih'i anlamak için...içeri girip konuşmalara kulak vermeliyiz. Kitaplara ve duvardaki fotoğraflara bakmalıyız. Kokuları koklamalıyız."

"Gökyüzü turuncuydu; hindistancevizi ağaçları da, her şeyden habersiz bir bulutu tuzağa düşürüp yemeyi umut ederek dokunaçlarını sallayan deniz anemonlarıydı."

"Yıllar sonra, pırıl pırıl bir sonbahar sabahı, New York'un dışında, pazar günü Grand Central'dan Croton Harmon'a giden bir trende birden bütün bunları hatırladı Rahel. Ammu'nun yüzündeki o ifadeyi. Tıpkı bir bulmacanın eksik parçası gibi. Bir kitabın sayfalarında başıboş dolaşan ve asla bir cümlenin sonuna yerleşmeyen bir soru işareti gibi."

Ve aşağıda fotoğrafladığım kitaptan alıntıya da bir göz atın.

Bu kitap hakkında ve bende bıraktığı hisleri yaz yaz bitiremem herhalde. Ama henüz okumayanlardansanız, uzun soluklu okuyabilecekleriniz listenize ekleyin derim. Beklenmedik sonları ve bulmaca gibi zaman dilimlerini dağınık bir biçimde öyküleyen kitapları sevenlerdenseniz hele, hiç kaçırmayın. Kitap hakkındaki yorumlar orijinal dilde yani İngilizce dilinde okunmalı diyor. Mümkünse öyle okuyun bence de. Ne de olsa her kitap orijinal dilinde, orijinal anlatımda daha güzeldir.

İZLEDİĞİM FİLM

Sinema ve film kültürümü zenginleştirme çabalarımın bir parçası olarak pek de film izlemeyen biri olarak kendimi her aya en az bir film izlemekle görevlendirdim, yılın başında. Ve evet Mart ayı filmim yukarıda bahsettiğim üzere kara mizahın güzel bir örneği olan 2017 yapımı Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri.

Bu filme geçmeden evvel gelin bir bizim bildiğimiz adıyla Oscar ödülleri nedir, ne değildir bir bakalım.

Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (AMPAS) bu ödülleri ilk kez 1929 yılında vermiş. Bu ödül dağıtma fikrinin fikir babası aynı zamanda Akademi'nin kurucusu Louis B. Mayer'miş. Bir söyleşisinde Mayer bu ödül dağıtımı ile ilgili şöyle bir açıklama yapmış: “Yapımcıları idare etmenin en iyi yolunu buldum! Hepsinin boynuna bir madalya asmak... Eğer onlara kupalar ve ödüller verirseniz istediğinizi yapmak için kuyruğa gireceklerdir. Açıkçası Akademi Ödülleri bu yüzden oluşturuldu."

Neden Akademi ödüllerinin ismini biz Oscar diye biliyoruz? ‘Oscar’ adının tam olarak nereden geldiğini bilen yokmuş. Ancak rivayete göre Akademi’nin kütüphanesinde görevli Margaret Herrick, dağıtılan heykelciği amcası Oscar’a benzetmiş. Akademi, Oscar ismini 1939 yılından sonra resmi bir şekilde kullanmaya başlamış.

Sanat yönetmeni Cedric Gibbons tarafından tasarlanan bu heykelcik beş parçalı bir film makarası üstünde elinde kılıcıyla dikilen bir şövalye taslağı olarak doğdu. Bu film makarasının beş halkası oyuncular, film yazarları, yönetmenler, yapımcılar ve teknisyenleri temsil eder. George Stanley heykeli son haline getiren isim. Heykelcik 34 santim yüksekliğinde, 3,85 kilo ağırlığında ve 24 ayar altınla kaplıdır.

Peki bu ödülleri alacak adayları kimler ve nasıl belirliyor? Filmlerin aday olması ve ödül alması için yapılan oylamalar 1936 yılından beri hep aynı yöntem ile yapılıyor. Adayların belirlendiği ilk aşama oylamada, her akademi üyesi (ki günümüzde yaklaşık 6 bin Akademi üyesi mevcut ve üyelik alanların üyelikleri de ömür boyu sürüyor) kendi alanlarındaki aday adayları için oy veriyor. Yani, yönetmenler en iyi yönetmen adaylarını belirliyor, sinema yazarları en iyi senaryo adaylarını şeklinde… Her akademi üyesi kendi alanındaki filmler arasından 5 tercih yapıyor. En iyi film kategorisi içinse bütün üyeler oy kullanıyor. Oylama sonucunda, her kategoride en fazla oy alan 5’er aday belirleniyor. En iyi film kategorisinde ise 9 aday belirleniyor. Kazananları belirleyecek oylama kısmına gelince ise işler daha kolay: herkes her kategoride istediklerine oy veriyor. Her dalda en fazla oyu alan ödülü kazanıyor.

Ve bu bilgiler ışığında gelelim bizim "en iyi kadın oyuncu" ödülünü alan Frances McDormand'ın boşrölünü oynadığı "Üç Billboard Ebbing Çıkışı Missouri" filmine. Kara mizah anlayışında derin bir anlatımı olan izleyiciyi düşündüren cinste. Martin McDonagh'un yazıp yönettiği bu film sayesinde cehaletimi azaltarak Coen Kardeşler ile de tanıştım. Nereden nere diyeceksiniz? Frances McDormand'ın Coen Kardeşler'den Joel ile evli olduğunu, ve yıllar önce henüz izlemediğim ama listeme dahil ettiğim Fargo filmiyle 1996 yılında canlandırdığı hamile polis memuru rolüyle yine 'En İyi Kadın Oyuncu' Oscar ödülünü kazandığını öğrenmiş bulunuyorum. Sinema tarihine geçmiş, Joel Coen ve Ethan Coen "Coen Kardeşler" olarak bilinen senarist ve yönetmen kardeşlerle tanışmışlığım böyle gelişti. Hem Frances McDormand oynadığı hem de Coen Kardeşler'in filmlerini izlemek üzere bazı filmleri listeme not ettim.

Bizim mevzubahis filme geri dönecek olursak, kara mizah, komedi ve dramayı üçü bir arada sergileyen türde bir film. Sonu havada kalıyor ve izleyiciye tamamlaması için imkan veriyor. Sonu böyle biten bu tür filmleri sevmiyorsanız, 'hani mutlu ya da mutsuz bir sona ulaşsın yoksa rahatsız oluyorum diyorsanız', sizi filmin sonu tedirgin edecektir, izlemediyseniz henüz onu baştan söyleyeyim.

Frances McDormand kızı ölürken tecavüz edilen, güçlü bir anne karakterini oynuyor. Ebbing kasabasında annenin ıssız bir yoldaki eski 3 adet billboard'a emniyet teşkilatının başını suçlayıcı afişler astırmasını konu alan bu film suç konularına dalmak için iyi bir seçim.

İzlemediyseniz ve izleyecekseniz size iyi seyirler dilerim şimdiden.

Genel anlamda Mart ayım bol bol yazılar yazdığım ve söyleşiler yaptığım bir ay olarak geçti. Ama bunun yanına okumaya ve film izlemeye istediğim kadar zaman ayıramasam da yine de belirlediğim "her aya en az bir kitap ve bir film" ilkeme sadık kaldığım için memnunum.

Sizin de kendinizle yaptığınız bu tarz anlaşmalar ve belirlediğiniz ilkeler var mı? Bende işe yarıyor. Kendimle sözleşme yapmak yani. Sizde durum nedir? Yorumlarınızı beklerim.

Herkese bol kitap okumalı, bol film izlemeli harika bir Nisan ayı dilerim....


46 views
15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n