• Değer Berkin

Şubat Notları


Senenin başında “her aya en az bir kitap ve bir film” mottomu sanırım sosyal medyada paylaşmak tetikleyici bir unsur olarak beni daha çok okumaya davet etti. Okuduklarım ve izlediklerim hakkında birşeyler karalamak ve bunları paylaşmak da ayrı bir mutluluk oldu benim için inanın.

Kış ayı şubat biraz karmaşık bir aydır benim için. İlk cemrenin düştüğü ay, oğlumu doğurduğum ay, babamı kaybettiğim aydır şubat. Yaş ilerlerken insan, geride bırakmak istemediklerini düşünür ve gidenlerin başına gelenlere maruz kalmaktan sakınır ve ne yapar: sağlığına çok daha bir önem vermeye başlar. Sağlıklı ve temiz beslenip spor yaparak insan biyolojisini, kitaplar ve filmler ile de psikolojisini beslemeli insan düşüncesindeyim.

Seyahat ve ailemle birlikte devamlı zaman geçirme açlığımı biraz giderdiğim kısa Belçika seyahati sonrası ayın ortasında sağlıklı beslenme programıma yeniden başladım. Hedef bir sonraki yolculuğa kadar sağlıklı beslenme programına uymak ve düzenli spor yapmak.

KİTAPLARDAN:

Bu ay kendimi romanlardan alıp kişisel gelişim kitaplarına taşıdım. İşte bu ay psikolojimi beslesin diye okuduğum kitaplarım:

1. Yürümenin Felsefesi

"Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir." - Henry David Thoreau

Bu kitabı elime almamı sağlayan cümle işte.

Frederic Gros tarafından yazılan kitap, ünlü filozofların, yazarların, siyasetçilerin hayatlarında ve bize bıraktıkları eserlerinde yürüme eyleminin etkisini incelerken, yürümenin felsefesini her yönüyle ele alıyor. Yürümeyi spor kategorisine almayan yürümenin bir koşu gibi yarış olmadığını, amacın insanı yürürken düşünerek sıkıntılardan uzaklaşması olduğunu anlatarak başlayan kitap, Nietzsche’nin Kara Orman’daki yürüyüşlerine, Rimbaud’un bir ayağını kaybedip tahta ayak hayaliyle açılacağı çöl düşüne, Hac yürüyüşlerine, Tibet’teki Kailash Dağı’na yürüyenlere, kiniklere, Mamatha Gandi’nin tuz mineralini alma eylemine kadar birçok konuya ilginç yaklaşımlarla değiniyor.

Şimdi size bu güzel kitaptan bana ve yaşamıma dokunan alıntıları sıralıyorum:

“Acele ettiğinizde zaman türlü türlü şeyin hiçbir düzen olmadan tıkıştırıldığı bir çekmece gibi çatlayacak kadar dolar” (Sf. 38)

“Bizi çevreleyen manzara tatlar, renkler, kokularla dolu bir kasedir, beden de onun içinde demlenir.” (Sf. 39)

“Rousseau kendi kimliğini bulmak, gizlenmiş bir tekilliği yeniden keşfetmek, maskelerin ağırlığından kurtulmak için değil, başka bir çağa ait o insanı, ilk insanı kendi içinde bulmak için yürür.” (Sf. 69)

“Doğal insan, içgüdüsel olarak kendini sever ama asla kendini yeğlemez. Sadece toplum içinde öğrenilir kendini yeğlemek. İnsan kendini sevmeyi yeniden öğrenebilmek için uzun mu uzun bir yol tepmelidir”. (Sf. 71-72)

“Ben keyfimce yürümeyi, canım istediğinde de durmayı severim. Bana seyyar bir yaşam gerek. Güzel bir havada, güzel bir ülkede telaşa gelmeden yol yürümek ve yürüyüşün sonunda da hoş bir manzarayla karşılaşmak, onca yaşam tarzı arasında zevkime en uygun olanı” (Sf. 76 – Jean Jacques Rousseau, Les Confessions)

“Sade bir yaşam için haftada bir gün çalışmak yeterli. Geriye kalan günlerde çalışmak işe yaramaz olanı, nafile olanı, lüks olanı kazanmak içindir ve ömür törpüsüdür.” (Sf. 85)

“Gördüğümü kendimin kılarım” “Yürürken kış geceleri için renkli duygular ve güneşli anılar biriktirmek demektir bu. Gerçek hazinemiz, gerçek mal varlığımız, dedindiğimiz ve koruduğumuz temsiller toplamıdır.” (Sf. 87 – Henry David Thoreau, The Journal of Henry David Thoreau)

“Kitaplar gündelik yaşamın sıkıntısından kaçış değil, bir yaşamdan ötekine geçiş aracı olmalıdır. Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir.” (Sf. 89)

“İlk Hıristiyan teologlara göre bu dünyada sadece birer yolcu olduğumuzdan, evimizi başımızı soktuğumuz bir sığınak, sahip olduklarımızı fazladan bir yük, arkadaşları da yol üstünde karşılaştığımız insanlar olarak görmemizde fayda vardır.” Sf. 99)

Epikürcülerin çoktan gösterdiği üzere, yokluk hissetmeyen kişi zengindir. (Sf. 122)

“Yürürken tek ihtiyacınız, sizi soğuktan ve açlıktan koruyacak şeylerdir. Normalde seyahat sırasında zaman öldürmek için yanınıza aldığınız kişisel eşyalara gerek yoktur.” (Sf. 162)

2. İkigai

“Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı”nı açıklayan kısa sürede okuyup bitirebileceğiniz türden bir kitap. Yazarı ise iki İspanyol: Hector Garcia ve Francesc Miralles. Yazarlar Japonya’nın güneyindeki Okinawa adasında insanların neden dünyanın herhangi bir yerindeki diğer insanlardan daha uzun yaşadıklarını araştırmışlar.

Bahsedilen adada yaşayanlar 80-90-100 yaşında insanlar. Bu insanlarla yapılan söyleşilerle, onların yaşantısına dahil olarak yapılan gözlemler sonucu bu kitap ortaya çıkıyor. Kanser ve kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklara çok daha az yakalanan hücresel yaşlanmadan sorumlu serbest radikallerin kan testlerinde çok daha az görülen bu güzel insanların uzun ve mutlu yaşam sırlarını okurken oraya gidip yerleşmek isteyeceksiniz. İşte size kitaptan Japonların uzun yaşam sırları için notlar:

  1. Öncelikle gelin “İkigai” kelimesi nedir bir bakalım. İkigai, Japoncada “hep meşgul olarak mutlu olma” anlamına geliyor. Japonlara göre herkesin bir ikigaisi var, sadece bunu keşfetmek gerekir.

  2. Japoncada “emekli olmak (yani işi temelli bırakmak)” gibi bir kelime bile yok. Biz Kıbrıslı Türklerin emekliliği hayal ettiği (ya da müşavirliği) düşünce biçimine tamamen ters birşey bu. Çünkü Japonlar çalışabildikleri sürece çalışıyorlar. Japonlar ölene kadar faaldirler.

  3. Japonlar sofradan kalkarken midelerini yüzde 80 doyuruyorlar. Yani tıka basa yemek yemek yok.

  4. Az stres iyidir ama fazla stres ile baş etmek için Logoterapi ve Morita terapisini incelyen kitap amaç odaklı bu terapilerin yaşamak için bir neden bulmamıza yardım eden yaklaşımlar olarak detaylandırıyor. Stresli durumlardan kurtulmak için duyguları inkar değil, kabul etmeyi öğrenmek gerekiyor.

  5. Bazen bir iş yaparken hani zaman nasıl geçti anlamayız ya işte o an akışına kapılırız demektir. Japonların çok çalıştıkları gibi bir düşünce hakimdir herkeste. Ancak Japonlar çok değil, kendilerini akışına bırakarak çalışıyorlar. Siz de akışı yakalayabileceğiniz bir uğraşı edinin diyor kitap. Yani ikigainizi bulun.

  6. Uzun yaşayan Japonlar genellikle sabah erken kalkar ve çok zorlamayıcı hareketler yapar. Yani Japonlar yaşlı bile olsalar yumuşak hareketler yapmayı ihmal etmiyorlar. Kitapta yumuşak egzersizler de yer almakta.

  7. Yaşlı Japonların hemen hemen hepsinin kendi yetiştirdiği sebze ve meyve bahçeleri var. Yaşlanınca hemen kendinize bir bahçe edinin.

  8. Yaşlı Japonların sosyal bağları kuvvetlidir. Komün hayatları var.

  9. Yeşil çay ve yasemin çayı içiyorlar.

  10. Yaşam anlayışınızda değişken, kırılgan ve kusurlu doğanın güzelliğini kabul edin. Buna Wabi Sabi deniyor. Biraz stoacılık ile benzeşen bir felsefe aslında.

Kısacası ikigainizi bulun ve uzun ve mutlu yaşayın diyor kitap…

2. Hygge

Japonların mutluluk ve uzun ömürlü olmalarının ardından gelin sürekli dünyanın en mutlu insanları seçilen Danimarkalılara geçelim.Onların da mutlu anlarını tabir eden bir kelimeleri var. Danca “Hygge” Huga şeklinde okunmakta ve Dancada birçok şekilde türetilerek kullanılmakta.Yani “bu oda çok hygge”, “bu ortam daha hygge olamazdı”, “hadi gelin hyggleşelim”, çok hygge biri” gibi… Kendimizi güvende, mutlu ve konfor alanımızda hissetmeyi sağlayan herşey hygge demektir.

Danimarkalıların mutluluk sırrını konu alan kitabın yazarı Meik Wiking . Hygge ortamlar yaratmak için öneriler sunuyor kitap. Kitap ciltli ve kapak tasarımı sanki seramik mermer.

Danimarkalılar gibi mutlu olmak için işte size bazı Hygge önerileri:

  1. Kendinize evinizde en “hygge” hissedeceğiniz “hygge” bir köşe belirleyin.

  2. Sıcak çikolata, kahve veya çay alın elinize

  3. Kokusuz olmak kaydıyla mumlar yakın

  4. En sevdiğiniz yazarın kitabını okuyun

  5. En sevdiğiniz filmi izleyin

  6. Yumuşak bir battaniyeye sarılın ( tabii bunu kışın yapın) ve yumuşak yastıklara uzanın

  7. Güzel dinlendirici bir müzik dinleyin

  8. Sağlam yünlü sıcak tutan çoraplar giyin

  9. Kaliteli bir çikolata tadın

  10. “Hygge”bir cafede “hygge” arkadaşlarla sohbet edin

  11. Kışın şömine kenarına yerleşin

  12. Fotoğraf albümü yapın ya da küçüklük albümünüzü inceleyin

Kitapta mevsimlere göre Hygge önerileri, Hygge yemek tarifleri bile var. Bu kitabı okuduktan sonra eminim "hygge" sizin de kelime hazinenize eklenecektir.

Ve bir Film: En Karanlık Saat


Şubat ayı filmim ise En Karanlık Saat (Darkest Hour) Tarihi sevenlerin özellikle beğenerek izleyeceği bir film.

Film, İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’in Fransa ve Belçika’yı işgal ettiği bir dönemde, Büyük Britanya’nın Başbakan Chamberlain’den sonra koalisyon hükümeti kurması için başa getirilen Winston Churchill’in bu gelişini 25 günlük bir takvimde anlatılıyor.

Churchill rolüne hayat veren Gary Oldman’ın En İyi Aktör adayı olmasına hiç şaşırmadım dostlar. Churchill rolünün hakkını inanılmaz bir şekilde verdi. Favori karakterim Churchill tabii ama ikinci favori karakterimden de bahsetmesem olmaz. Lily James, tarihi karar ve konuşmaları daktilo eden ve önemli telgraflara tanık olan güçlü bir karakteri yani Churchill’in özel asistanı Elizabeth Layton’ı canlandırıyor.

Film, siyasi tarihte bir ekol olan Churchill’i tuvalette gazete okurken, yatağında hem pürosunu içip hem de yazı yazdırırken, mizacını ve öfkesini ifade ederken sıradan bir insanın yaptıklarını yaparken sergilemiş ve kendisine daha bir sempati duyulmasını sağlamış kesinlikle.

En etkileyici sahne benim için metro sahnesi oldu. Churchill tüm vatanseverliğine ve itirazlarına rağmen Hitler ile anlaşma yapıp ödün vermeye iteklenirken, Kral’ın tavsiyesiyle halkın iradesine başvurur ve metroya biner. Trendeki halk ile iletişimini dikkatle izleyin. Piccadilly’de, Trafalgar Meydanında gerekirse savaşacaklarını söylerler. Bunun üzerine coşan Churchill, Thomas Babington Macaulay’ın şiirini okumaya başlar: “Cesur Horatius. Kapının önderi. Dünyadaki her adama ölüm er ya da geç gelir. Adam daha iyi nasıl ölür tuhaf korkuları göğüslemeden…” ve trendeki zenci adam şiiri tamamlar: “Babasının külleri için ve tanrılarının tapınakları için”.

Araştırmalarıma göre bu sahnenin gerçekliğini eleştirenler olmuş ancak Churchill’in gerçekten de Macaulay’a olan hayranlığı gerçektir.

Edebiyata düşkün olması ve güzel konuşma sanatının hakkını vermesi de tarihin önemli siyasetçileri arasında yerini almasına etken olmuştur. Churchill hiç şüphesiz karanlıkta viskisi ve pürosuyla ve Macaulay’ın Köprüdeki Horatius şiiriyle İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki hikayesidir. Bu hikaye de kuvvetli bir anlatım ile hayat bulmuş bu filmde. Hemen açın izleyin, izlemediyseniz tabii.

Bu aylık notlarımdan bu kadar dostlar.


124 views
15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n