• Değer Berkin

Dünyanın Yeni YEDİ HARİKASINA Yolculuk


Dünyanın Yeni Yedi Harikası'ndan kaçını gördünüz?

Seyahatseverler rotalarını belirlerken genellikle bazı kriterlere göre hareket ederler.  Bazı gezginler popüler yerleri tercih ederken, bazıları gizli kalmış, az keşfedilmiş yerleri keşfetmeye çalışıyorlar.  Bazı gezginler festival, konser veya çeşitli etkinlikleri baz alarak seyahatlerini düzenliyor; bazıları ise dünyanın tarih açısından önemli varsayılan yapılarına (ki bunu ingilizce olarak açıklayan sevdiğim bir kelime var: “landmark”) yolculuklar yapıyorlar. 

2000 yılında İsviçre merkezli "New7Wonders Vakfı"nın internet üzerinden başlattığı yarışmayla 6 yıl boyunca 100 milyondan fazla kişinin oy vermesi sonucu “Dünyanın Yedi Harikası” güncellenmiş oldu. Dünyanın en çok ziyaret edilen turistik yerleri, mimari ve tarihi yönlerden incelenerek, belirlenen 4 kıtadan 21 ‘finalist yer’  (Bu yerler nerelerdi öğrenmek istiyorsanız burayı tıklayınız.)  arasında yapılan bu oylamada, kazanan yerler çoğunlukla eski ve ortaçağ uygarlıklarından günümüze kalmıştır ve hepsi de UNESCO Dünya Kültür Miras listesinde yer almaktadır.

UNESCO'ya göre, Babil'in Asma Bahçeleri, Rodos Anıtı, İskenderiye Feneri, Halikarnas Mozelesi, Efes Artemis Tapınağı, Zeus Tapınağı ve Gize Keops Piramidi, yıllarca dünyanın yedi harikası olarak biliniyordu.

Dünyanın yedi harikası düşüncesi ilk kez M.Ö 5. yy.’da tarihçi Heredot tarafından ortaya atılmıştır. Heredot bu fikrini seçime ve yazıya dökememiş ancak 300 yıl sonra M.Ö 2. yy’da Sidon’lu Antipatros,  "Dünya'nın yedi harikası üzerine"  adlı eserini yazmıştır ve günümüzde kabul ettiğimiz antik çağa ait dünyanın 7 harikası bu dönemde onun sayesinde belirlenmiş oldu.

Antik çağın dünya harikalarından sadece Keops Piramidi ayakta kalmıştır, diğerleri ne yazık ki doğal afetler gibi nedenlerle yok olmuşlardır.

Vakfın resmi internet sitesinde belirttiği üzere,  seçilen bu yerler, antik çağa ait 7 harikaya eklenen modern eklemeler şeklindedir.  Yani asla antik çağdakileri unutalım diye birşey sözkonusu değil.

7.7.2007’de son bulan oylama ile  belirlenen 7 modern harikaya ek olarak 7 Temmuz Dünya Harikalar Günü olarak belirlenmiştir.

Yeni listeden hangilerini gördünüz veya hangilerini ‘ölmeden önce gitmek istedikleriniz’ listenize eklediniz?

Şimdi gelin oturduğumuz yerden, 4 kıta gezip, bir 7 harika yolculuğu yapalım ve yeni destinasyonlarımız için ilham alalım, hayal edelim, planlar yapalım. 

1. PETRA, Ürdün (Rose City)

İndiana Jones filminin çevrildiği gül pembe renkli (Rose City) antik kayıp kente gitmek aslında sandığımızdan da kolay.  Ürdün’ün başkenti Amman bize o kadar yakın ki! 1 saat 5 dakikada Amman’dayız. Amman’dan ise Akaba’ya iç hatlarla uçup, Petra’yı ziyaret edebiliriz.

Kırmızı, beyaz ve pembe kumtaşından oyulmuş çöl kanyonları ve dağların arasındaki tarih öncesi Petra kenti, M.Ö 400 ve M.S 106 yılları arasında Nebati uygarlığının başkenti olmuştur. Petra'nın Yunanca kelime anlamı kaya demektir.

1985 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesine giren Petra Arkeoloji Parkı, 2007 yılında yukarıda mevzubahis oylamayla dünyanın yeni yedi harikasından biri olmuş. Arapça’da El Batra olarak anılan antik kentte, Nebatiler yumuşak kum taşından kayaları mükemmel bir şekilde oyarak saraylar, mezarlar, tapınaklar inşa etmişler. Ayrıca Nebatiler, çorak çölde etkili su toplama yöntemleri inşa etmekle ve Şam’dan Arabistan’a ticaret yollarını yönetmekle yani biraz kötü bir anlamda anlatırsak, kervanları soyan korsan kabileler olarak biliniyorlar.

M.S 555 yılında  meydana gelen bir deprem şehri yok etmiş ancak mimari açıdan sürprizlerle dolu, yürüyüş yollarının arasında gizlenmiş bir hazine olarak hayranlık uyandıran Petra’nın günümüze ulaşmasına engel olmamıştır.

Bu kayıp kent 1800’lerde Avrupalı bir gezginin (İsviçreli Johann Ludwig Burckhardt ya da diğer ismiyle İbrahim Bin Abdullah) Bedevi kıyafeti ile kendini gizleyerek bu kayıp kenti keşfetmiş ve batı dünyasına kazandırmıştır.

Smithsonian Dergisi ise Petra’yı “ölmeden önce görülmesi gereken 28 yer”  listesine koymuştur. (Diğer 27 yer için ve detaylı makale için burayı tıklayınız.)

Petra deneyimi yaşayanların anlattıklarına göre, yer yer güneşi göremeyecek kadar yükselen ve daralan, 1.5 kilometre boyunca yürünen veya devenin üzerinde gelinen dar bir boğaz olan As-siq,  sonrası ise büyüleyici Hazine yani Al-Khanzneh’e ulaşılıyor. İşte sanırım dünyayı gezen birçok gezginin,  hayatına anlam kattığı anlardan birini yaşayacağı andır o an, Hazine'ye ulaşılan an.

Bir de belirtmeden geçemeyeceğim, Ürdün Kraliçesi Rania'ya olan hayranlığımın Ürdün'ü gezilecek yerler listeme eklememde de etkisi olduğu doğrudur. 

2. TAC MAHAL, Hindistan

Aşkın en güzel tarifini yapan yer diyorlar orası için. Sonsuz aşkın somut örneği de diyorlar. Hindistan'ın kuzeyinde Agra şehrinin, Yamuna Nehri kıyısında yer alan Tac Mahal, dönemin kralı Şah Cihan'ın eşi Mümtaz Mahal’ın 1631 yılında 14. çocuğunu doğururken hayatını kaybetmesi sonrası aşkını ölümsüzleştirmek için inşa ettiği anıttır. Anıtın inşası 15 yıl sürmüş.

Gelin bu tüyler ürperten ölümsüz aşk hikayesini detaylandıralım:

Şah Cihan kimdir? Şah Cihan, Babür İmparatorluğu'nun 5. hükümdarıydı. Şah Cihan’ın eşi ise Ercüment Banu; güzelliği, zekası ve iyilikseverliği ile bütün imparatorluğun gönlünü fethetmiş en seçkin sultanmış. Bu nedenle kendisine Mümtaz Mahal denmiş. Şah Cihan, ona henüz 16 yaşındayken aşık olmuş ve evlenmek için 5 yıl beklemiş. Şah Cihan, çok sevdiği eşini gittiği her yere götüren, onun fikirlerine ve zevkine önem veren birisiymiş. Bu duygulu, zeki ve güzel kadın 1631 yılında 14. çocuğunu doğururken vefat etmiş. Şah Cihan ise eşinin ölümünü takip eden 8 gün boyunca yemekten ve içmekten kesilmiş, hiç odasından çıkmamış. Dokuzuncu gün dairesinin kapısını açıp, dışarı çıktığı zaman saçlarının bembeyaz olduğunu ve iyice çöktüğünü farketmiş. Teselliyi ise görkemli bir anıt mezar yapmakta buluyor.

Şah Cihan, Tac Mahal’in yapımından kısa bir süre sonra oğlu tarafından devrilmiş ve hayatını Tac Mahal manzaralı odasında hapis hayatı yaşayarak geçirmiştir. Hikayenin en dokunaklı ve acıklı bölümü ise kesinlikle​ buydu.

Tac Mahal'e gidenleri büyüleyen nokta hikayesinin yanısıra, mekanın gün içerisinde farklı renklere bürünmesidir. Gün doğumu ile beraber pembemsi ve en güzel rengini gösteren Tac Mahal kısa bir süre sonra beyaz görünümüne geçer. Ayışığı ile beraber de altınımsı bir renk alır. Efsaneler bu eşsiz özelliğin kadınların, özellikle de Mümtaz Mahal’in his değişikliklerini yansıttığını söyler.

İslam türbe mimarisinin en önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilmektedir.  Mümtaz Mahal'in mezarının bulunduğu büyüleyici beyaz mermer yapının iki yanında simetrik yapılar olarak inşa edilmiş bir camii ve bir de konuk evi bulunuyor.  

Bu yapının inşası için Mimar Sinanın öğrencisi ve Sultanahmed Camii mimarı İsa Efendi gönderilmiş.  

Yılda yaklaşık 7-8 milyon ziyaretçisi olan Tac Mahal için, İngiliz Lordu Edward Lear şöyle demiş: “İnsanlar ikiye ayrılır: Tac Mahal’i görenler ve görmeyenler". 

3. ÇİN SEDDİ

Çin kocaman bir ülke. Küçüklüğümüzden beri büyük hayranlık içinde öğrendiğimiz Çin Seddi bu kocaman ülkenin kuzeybatısında (Pekin'in kuzeyinde) bir ejdarhanın kuyruğu gibi uzanıyor. İşte Çin Seddi de, dünyanın yeni yedi harikasından biri olarak seçilmiş.  İyki de seçilmiş.  "Dünyanın Ejderhası" diye de anılan bu duvar, dünyanın en uzun savunma duvarıdır. Tek bir duvar değil aslında, bir dizi duvar ve kaleden oluşuyor. Seddin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 8851.8 kilometredir. Bugün ayakta kalan kısım Ming Hanedanı devrinden kalan 2.500 kilometrelik settir. Ancak asıl inşaat, MÖ 221 ile MS 608 yılları arasında yapılmıştır. Yıkılmış bölüm Qin Shi Huang, ilk Çin İmparatoru tarafından MÖ 220-206 yıllarında yapılmış. 

Çin Seddi'nin yapımı tamamen insan emeğiyledir. Yapımındaki tüm malzemeler duvara elle taşındı. Duvar çok yüksek olduğu için fil ve deve gibi yük taşıyan hayvanlar bir noktaya kadar yardımcı olabilmiş.

Savunma duvarının yapılış amacı birçok tarihçi tarafından farklı görüşler içerse de ortak görüş şu ki; savaşlarda esir düşmüş komşu hanedanların savaş esirlerinin çalıştırılması ve hükümdarın bu savunma duvarıyla ülkenin artık tek elden yönetildiğini bütün dünyaya göstermek istiyor olmasıdır.

Duvarın yapımı esnasında ölenlerin, anında öldükleri yere gömülmesi kuralı varmış. Tahminlere göre 400.000 kişinin yapım sırasında ölüp buraya gömüldüğü söyleniyor. Aslında bu harika savunma duvarı bir yandan da dünyanın en büyük mezarlıklarından biri. Bu yönden düşününce insanın içi ürperiyor. 

Bu tarihi duvar, her yıl binlerce ziyaretçi kabul etmekte, aynı zamanda da sportif aktiviteler için kullanılmaktadır. Örneğin İngiliz William Lindesay duvarın üzerinde 2.400 kilometre koşmuştur. 

Rivayetlere göre, Çin Seddi’nin yapımını izleyen bir ejderha, bıraktığı izlerden bir rota oluşturulmuştur ve muhtemelen “Dünyanın Ejderhası” ismi buradan gelmiştir.

Yürüyüş (Hiking) yapmak için ideal bir yer olduğu kesin.  Gidecekler en rahat yürüyüş ayakkabılarını ve en rahat kıyafetlerini giymeli. Ağır bir çantayla sakın gitmeyin ama yanınıza mutlaka su alın. Bu yürüyüşün inişli çıkışlı olduğu da unutulmamalı.

Ziyaret için bana göre en uygun zaman Haziran.  Çok kalabalık değil ve hava şartları da uygun. Kışın giderseniz, aman dikkat karlı ve kaygan olabilir. Ziyaret edilen en bilindik bölümleri şöyle: Badaling, Jiankou ve Mutianyu, Jinshanling ve Simatai. En çok tercih edilen ise Badaling, aileler için ise Jinshanling. Gideceklere veya gitmeyi benim gibi hayal edenlere motivasyon olsun diye bu yerler ve aralarındaki zaman mesafesini gösteren diyagramı aşağı bırakıyorum, gün gelir lazım olur diyerekten:

  Bu kocaman duvarın tamamını gösteren harita ise şöyle: 

Mutianyu'da sizi harika bir deneyim bekliyor.  Üç dakika süren yukarından aşağı kayan Toboggan'dan bahsediyorum. Çıkışı teleferik ile yapıp, inerken de toboggan ile kızakta gibi kaydıraktan kayar gibi  inebilirsiniz.  

Araştırmalarıma göre, 2019 yılında Çin, duvarın Badaling kısmına giden dünyanın en hızlı ve en büyük tren yolunun açılışını yapmayı hedefliyor. Sanırım 2019'dan sonra Çin'e gitme planları ve para biriktirme çalışmaları için hemen start verebiliriz.  Daha öncesinde gidecekler için ise, buraya Pekin'den araba kiralayarak ya da bir rehber ile beraber gidilmesini tavsiye ediyor, seyahatsever uzmanlar. 

4. Kurtarıcı İsa Heykeli, Brezilya

Asya'da gezdikten sonra gelin Güney Amerika'ya, bir başka harikaya uçalım. Dünyanın yeni yedi harikasından birisi olan devasa Kurtarıcı İsa heykeli'ne.  Brezilya'nın Rio de Janeiro şehrinde Corcovado Dağı üzerinde yer alıyor kendileri.  Rio'nun sembolü. 1922'de Brezilya'nın kuruluşunun 100. yılı şerefine yapımı başlatılmış ve 12 Ekim 1931'de resmi törenle açılmış. Bu dev heykel 30 m yüksekliğindedir ve 8 m yükseklikteki bir kaide üzerinde durur. Toplam ağırlığı 635 tondur. Yalnızca başı 3,75 m yüksekliğindedir ve 30 ton ağırlığındadır. Açılmış kollarının genişliği 28 m’dir. Siz düşünün artık büyüklüğünü.

Heitor Silva Costa tasarlamış ve Fransız heykeltıraş Paul Landowski 5 yıl içerisinde hayata geçirmiş. Yapımında inşaat malzemesi olarak beton, üzerinde katman olarak da sabun taşı (talk) kullanılmış.

Yılda 1 milyon kadar kişi ziyaret ediyor kendilerini. Belki önümüzdeki yılların birinde, biz de bu bir milyon kişinin içinde oluruz diye düşündük hemen değil mi? 

Rio deyince bir de karnaval düşündünüz değil mi? Eğer Mardi Gras karnavalının gerçekleştiği döneme gidişinizi denk getirmek isterseniz, karnaval zamanı Şubattır ancak kalabalıktan rahatsız olmazsanız ve de bütçeniz el verirse bu ayda gidilebilir.   Aralık ile Mart ayları arası yazdır, Eylül ve Kasım ayları da ziyaret için uygundur. 

Dünyanın 7 harikası konusundan biraz sapıp biraz da müthiş sahillerinden söz etmek gerek.  Bu şarkıları hatırlar mısınız? "Girl From İpanema" ve "Copacabana"? Copacabana ve İpanema sahilleri Brezilya bikinileri ile güneşlenmeye gelenlerle, lüks restoran ve barların bulunduğu canlı bir bölge.  Bir güneşlenmek gerek oralarda derseniz, bilet bakmaya başlayabilirsiniz. 

Rio'dayken  geleneksel bir yol tercih edip tram alarak, ayaklarınız altında harika bir manzaraya tanıklık etmek üzere Kurtarıcı İsa Heykeline doğru gidebilirsiniz. 

Gitmeden önce hava şartlarını göz önünde bulundurmalı, çünkü manzaranın tadını çıkarmak için açık bir gökyüzüne ihtiyacınız olacak. 

Sizi bilmem, yükseklikten korkar mısınız ama benim bir hayalim var.  Belki bir gün gerçek olur da, size buradan bu deneyimimi en detaylısından, masal gibi, destan gibi yazarım: Rio'nun üstünde bir helikopter turu yapmak. Belki böyle büyülü ve güçlü hissettiren bir fotoğraf da çekip paylaşırım. 

5. Machu Picchu, Peru

Che Guevara'nın Motosiklet Günlükleri kitabını bilenler, okuyanlar?  Che Guevara'nın gençlik yıllarında motosikletle Güney Amerika'da yaşadığı deneyimlerini anlattığı günlüklerde, ilk kez Machu Picchu ile karşılaşmıştım. Son zamanlarda daha detaylı bir şekilde okuduğum bu kitap, beni yine Peru'ya gitme konusunda heyecanlandırmıştır.  Gelin hazır halen Güney Amerika'dayız, bir inceleyelim İnkaları ve bıraktıkları eseri. 

İnkalar kimdi? İspanyol sömürgeciler tarafından yıkılarak tarih sahnesinden silinen bir uygarlıktır. Francisco Pizarro ise bu toprakları işgal eden İspanyol komutan olarak tarihe geçen kişidir.  Yazıyı bulmadıkları için günümüze erişen bilgiler kısıtlı olduğu için sanırım daha da gizemliler gözümüzde. And Dağları silsilesinin ortasında, yaklaşık 3.400 metre yüksekliğinde bulunan verimli bir havza olan Cuzco bölgesine tahminen 13. yy sonunda yerleşmişler.

Tarihteki bilinen en eski sosyal devletlerden olan İnkaları araştırırsak, 10’lu çalışma grupları halinde yaşıdıklarını yani 10 kişinin bir başı olduğunu öğreniyoruz. İnka imparatorları kendilerinin Güneş'ten geldiklerini, bu durumun da onlara diğer insanlara hükmetle hakkını verdiğini düşünüyorlardı.

İnkalarda herkes çalışıyor, tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlar.  Yalnızca karınlarını doyurmak için üretim yapıyorlardı.  Daha iyi bir üretim elde etmek için araştırma yapıyorlardı.

Machu Picchu’nun bir yaşam şehri değil araştırma yapılan bir bölge olduğu düşünülmektedi.  Çünkü ‘nekropol’ yani mezarlık bulunmuyor bu bölgede. Yaşanan her bölgede bir nekropol olur çünkü.

Tapınaklarında çok insan kurban ettikleri; etraftaki bölgelerle savaştıklarında aldıkları esirleri kurban etmek için kullandıkları söyleniyor. Kurban ederken, daha iyi üretim yapabilmek, daha verimli hava koşulları ve topraklar elde etmek amaçlanıyordu.  Mülkiyetleri yoktu. Aile yapıları, geniş aile ve klan tipi sorumluluk paylaşımı üzerine yapılanmış; o yüzden bir nevi komün hayatları var. Ekonomi ise paraya değil takasa dayanıyor. Mülkiyet ve paranın bir değeri olmadığı için altının da bir değeri yok. Altın bir süs eşyası sadece, takas için dahi kullanılmamış.

İnkaların yaptıkları depolarda mısır ve patatesler 20 sene dayanabiliyormuş. Güneş saatleri, pusulalar, kurdukları su sistemleri bugün halen kullanılabiliyor.

İspanyollar İnkaların altınlarını yağmalarken, Machu Picchu'ya hiç dokunulmamış.  Amazon ormanlarında 1450’lerde kurulup 95 yıl kadar var olan bu bölge sonrasında nedense terk ediliyor. Ormanlar burayı kaplıyor ve gizliyor. İspanyollar burayı göremedikleri için yağmalayamıyorlar. İyki de görememişler de bugüne kadar kalmış. 

Bazı tarihçiler, 1532'de Pizarro'nun İnka topraklarına geldiğinde, iç savaş sonucu harap olmuş ve çiçek hastalığı salgını yüzünden kırılmış bir ülke ile karşılaştıklarını söylerler.

Machu Picchu orman tarafından çok güzel korunduğu için Batı tarafından ancak 1911’lerde keşfediliyor. 

Gelelim buraya gitmeye karar verip bunu nasıl yapacağız diyenler için yaptığım araştırmaya:

Machu Picchu'ya ulaşmak için Lima'dan Kutsal Vadi (Sacred Valley)'nin girişi olan Cuzco'ya gidilmeli. Lima'dan Cuzco'ya uçak veya otobüsle ulaşmak mümkün. 

Machu Picchu'ya buradan 100 km'lik bir mesafede.  Yani 1-2 saatlik bir yürüyüş. Otobüs ile de elbette ulaşım varmış, iyki de!

İster İnkaların izini sürmek için, isterse insanoğlunun dünya tarihine bıraktığı eşsiz kalıntılarda yürürken doğanın tadını çıkarmak ve dünyanın tepesinde gücünüzü hissetmek için gidin, ama ya gidin ya da gitmeyi hayal edin.

6. Chichen Itza, Meksika

Güney Amerika'dan gelin Orta Amerika'ya geçelim; İnkalardan da gelin Azteklere ve Mayalara seyahat edelim.  Yazmak ve okumak işte bunun için güzel.  Gitmediğin yerlere, gidemeyeceğin yıllara sehayat ediyorsun.

Gelin biraz belgeselcilik yapalım ve kimdir Aztekler ve Mayalara bir bakalım. 

Yine bir İspanyol istilası ve yine bir işgalci komutan. Pizarro İnkaları, 1519'da ülkeye gelen Hernan Cortes ise Mayaları ve Aztekleri tükenme noktasına getiren kişi olarak anılıyor. Bölgedeki altını gemilerle Avrupa'ya yollarken burada kendi imparatorluğunu kurup yerli halkı Hıristiyanlaştırmışlar.  Yaklaşık yüz yıl boyunca süren kanlı bir tarihi döneme neden olmuş bu süreç.  1520'lerde başlayan koloni dönemi ise 1821'e kadar devam etmiş. Bu dönemin ardından günümüzün Meksikası'nın temelleri atılmış. 

Tarih kaynakları, Hıristiyanlığı seçmeyenlerin ya öldürüldüğünü ya da toplu intihar etmeyi seçtiklerini yazar. Din savaşları insanoğlunun vazgeçilmezi olmuş yani her dönemde. Chiapas'ta  San Juan Chamula isimli bir köy var. Bu köy şaman geleneğini sürdüren köylerden biri. Rehber ile birlikte gidip ziyaret edebilirsiniz ancak fotoğraflamak yasakmış. Çünkü çekilen her fotoğraf ile yerliler ruhlarından bir parçanın yok olduğuna inanıyorlar.

Fotoğrafçılar ve fotoğrafseverler için tam bir işkence gibi sanırım. 

Chichen İtza Mayalar tarafından inşa edilmişti. Meksika'nın Yukatan bölgesinde bulunuyor. Mayalar, Azteklerden önce Romalıların Avrupa'da üstün bir güçle hüküm sürdüğü sıralarda, Atlantis Okyanusu'nun çok ötesinde MÖ 300 ile MS 250 yılları arasında ihtişamlı şehirler kurmuşlardır.

Yağmur ormanlarındaki şehirlerinde bir yazı sistemi ve detaylı bir takvim icat etmişlerdi. Duvar resimleri ve oymaları yapmış, piramit şeklinde dev tapınaklar ve saraylar yapmışlardı.

Ölen hükümdarlarının bedenlerini lahit içinde tapınaklara koyarlarmış. Ve sonraki yeni hükümdar o tapınağın üzerine yeni bir tapınak yaparmış. Taş levhalara ise, eski hükümdarın hükümranlığı süresince gelişen önemli olayları kaydedip piramitlerin yüzeyine yerleştirirlermiş.   Savaşlarda galip gelmek ve bereketli hasat elde etmek için savaşta yenik düşen köleleri kurban ederlerdi. Kurban etmek tanrılara yapılacak bir ödemeydi ve kutsal bir işti.

MS 910'da Mayalar elde ettikleri zenginlikleri kaybediyor, birçok insan şehri terk ediyor. Aztekleri yenen İspanyollar kalan Maya şehirlerini de ele geçiriyor ve artık yağmur ormanlarında bir zamanlar ihtişamlı olan yerleri araştırmaya başlıyorlar.

Ancak yeni şehir, eski şehirden biraz uzakta kuruluyor ve eski şehrindeki tapınak piramitler yoğun bitki örtüsünün arasında gizleniyor. 1895'te arkeologların eski Maya şehri ve tapınaklarını araştırmaya başlayıp bu kayıp şehri yeniden uyandırana dek. 

7. Kolezyum (Colosseum or Coliseum), Roma, İtalya

Son olarak ise Avrupa kıtasına uçuyoruz. Çoğumuzun bu saydıklarımız arasında belki de tek gördüğü yere: Roma'daki Kolezyum'a.

Kum ve betondan inşa edilen arena tarihteki en büyük amfitiyatrodur. Flavianus Amfitiyatro olarak da bilinmektedir. Colosseum’un bulunduğu yerde önceleri İmparator Neron’un sarayı bulunuyordu. Neron’un gösterişli altın sarayı ve savurganlığı halkın isyanına neden oldu. Roma, Neron’un ölümünden sonra kanlı savaşlar yaşadı ve saray da yakıldı. İmparator Vespasian döneminde ise yakılan bu sarayın yerine Kolezyum'un  inşası başlamış; Titus hükümranlığı döneminde MÖ 80 yılında ise tamamlanmıştır. 

Yaklaşık 50.000 ile 80.000 seyirci kapasitesi olduğu tahmin edilen Kolezyum, gladyatör yarışmaları ve halk gösterileri için kullanılmıştı. Ortaçağın başında  eğlence amaçlı kullanımına son verilmiş.  Savunma ve din amaçlı kullanılmış. Depremler sonrası zarar gören yer, Roma İmparatorluğunun ikonik sembolüdür.

Kolezyum, ismini girişteki heykelden almıştır. 8. yüzyılda,  girişteki heykel için söylenen söz "Quamdiu stat Colisæus, stat et Roma; quando cadet colisæus, cadet et Roma; quando cadet Roma, cadet et mundus" (Colosus durduğu sürece Roma durur.  Colosus düşerse, Roma düşer. Roma düşerse, dünya düşer.) şeklindeydi. Colosus heykeli düşer ama 1000 yılında Flaviunas Amfitiyatrosu Kolezyum olarak adlandırılmış olur. Bu heykel tamamen unutulur ama heykelin temelleri halen Venüs ve Roma tapınaklarının yanında yer almaktadır.

Roma'daysanız Kolezyum'a ulaşım kolay.  Ancak içini gezmek için önceden bilet almalısınız.  Mümkünse online alın ki sırada saatlerce bekleyen ziyaretçilerden biri olmayasınız. Piazza del Colosseo'da (Kolezyum Meydanında) bulunan Kolezyum için Stendhal demiş ki: " Harabelerin en güzelidir; eski Roma'nın hükümranlığı burada nefes alır".

Fiilen bu yedi harikadan sadece Kolezyum'a gitmişim. Hem de üç kez içine girmişliğim var.  Gitmeyen kaldıysa bu devasa arenaya, mutlaka gitmenizi öneriyorum. Hem başka bir ülkeye seyahat etmiş, hem de başka bir uygarlığın izini sürmüş olursunuz.  Hem mekanda, hem de zamanda yolculuk yapmak gibisi yoktur.

Dünyanın yeni yedi harikasına yaptığımız yolculuk burada sona ermiştir. Umarım benim gibi siz de iyi vakit geçirmiş ve dünyanın 4 kıtasında bulunan 7 ayrı ülkeye bir yazıda ulaşmanın verdiği mutluluğu tatmışsınızdır. Şimdi siz de yoksa benim gibi en ilginizi çekenlere uçak bileti mi bakıyorsunuz? 

Seyahatlerimizi ve yazılarımızı takip etmek için; Facebook'ta "gezelim güzelleşelim" sayfasını ziyaret edebilir ya da "valore81"  isimli instagram hesabını takip edebilirsiniz. 


206 views
15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n