• Değer Berkin

Üç Kuleli Kent, GHENT


Belçika'nın Flaman bölgesinde yer alan bir kenttir Ghent ya da Gent... Ben "h" harfi ile yazmayı daha çok sevdim.

Kısa bir Belçika kaçamağı yapıp da bu tarihi ortaçağ kentine günübirlik bir gezi yapmamak olmazdı diyerek yollara düştük. Ghent'i merak edenlerden ya da oraya daha önce gidip de 'çok özledim oraları, bakalım siz nerelere gittiniz' diyenlerdenseniz, merakınızı ve özleminizi gidermek için okumaya devam edin derim.

Önceden belirteyim Ghent "slow-pace" yani yaşamın yavaş aktığı bir yer. Acele etmeye gelmez. Göreceğiniz her yer yürüme mesafesinde. O nedenle süper ideal bir günübirlik gezi yeri burası, Belçika'da ya da Hollanda'daysanız.

KORENMARKT MEYDANI

Biz Brüksel'den Gare du Midi'den Pazar sabah saat 8.51'de hareket eden tren ile 9.31'de Ghent Sint-Pieters tren garına 40 dakikalık bir yolculuk sonrası ulaştık.

Her ayın ilk pazarı alışveriş günüymüş Ghent'te. Bu nedenle tramvaylar ücretsiz. Biz rastgele denk geldik o güne. Ghent tren garından çıkınca ana çıkışın sol tarafında kalan tram durağından Evergem Brieklen yönüne giden 1 numaralı trama (Perron 2'de) bindik ve 7. durak olan Korenmarkt'ta indik.

Avrupa şehirlerinde hep bir ana meydan olur ve şehirler bu meydanın etrafına kurulur. İşte Korenmarkt da Ghent'in ana meydanı. Bu meydanın isim anlamı buğday marketi demekmiş. Bir zamanlar bu bölgede buğday ticareti yapılmaktaymış.

ÜÇ KULE

Ghent'te bu meydanda bulunan üç kule var. Birinci kule Çan Kulesi (Belfry of Ghent).Kenti bir kuşbakışı görelim, bir anlayalım nerde ne var derseniz giriş 8 Euro'dur. Önceden araştırdığımda ikinci katından itibaren asansörün olduğunu okumuştum. Ancak bizim şansımıza asansör çalışmadı. Biz de 256 basamak tırmandık tabana kuvvet diyerek. Hani yanınızda küçük çocuk varsa, o zaman çıkmak daha sıkıntılı olabiliyor o kadar dik, dar ve çok basamağı.

Kulenin Roland Çanı dedikleri 6.200 kilo ağırlığında bir çanı var. Çan kulesinin tepesinde ise Ghent'in sembolü olan ejderha heykeli bulunuyor. Bunu aşağıdan görebilirsiniz. Yukarıdan ise bu masalsı ortaçağ şehrini seyredip, resim çekebilirsiniz. En üst kısma çıkış yok.

İkinci kulemize gelince, Aziz Bavo Katedrali'nin kulesi. Katedrale giriş ücretsiz ancak meşhur poliptik Mistik Kuzu tablosunu görmek isteyen sanatseverlerdenseniz 4 Euro ücreti var. Bu eser Hubert tarafından yapımına başlanan ancak ölünce kardeşi Jan Van Eyck tarafından bitirilen 12 panelli poliptik bir tablodur. Verdiği mesaj ilginç: "Dünyanın günahlarını bizden uzak tutan şey Tanrı'nın kuzusu olsun".

13. yüzyılda yapılan romanesk bir kilise olan Aziz Nicholas da üçüncü kulesi Ghent'in.

Bahsetmeden geçemeyeceğim ve de oradayken görmezden gelemeyeceğimiz bir yapı var meydanda. Adı Stadshal. Kocaman bir kanopi. 2012 yılında Ghent'in tarihi meydanını ve kamu alanını yeniden yapılandırmak amacıyla inşa edilmiş. Olmuş mu? Bence olmamış ama baktıkça alıştık. İçinde sarkan etler falan varmış. Girdik mi? Biz girmedik. Siz gidip girerseniz ya da girdiyseniz, lütfen yorum bırakın. Bir şey kaçırdık mı merak ediyorum.

SİNT MİCHİELSBURG KÖPRÜSÜ

Bu kulelere ya uzaktan bakın ya da içine girip bakın ama sonra ne yapın biliyor musunuz? Graslei ve Korenlei bölgelerini ikiye bölen nehri birleştiren en şık köprü Sint Michielsbrug'a yürüyün. Köprünün üstünden de bu üç kulenin eşsiz manzaraları karşısında büyülenin ve sonra köprünün altından nehir boyu yürüyün ve mimariye hayran kalın. Sonra bizim gibi tekne turu yapın. 40 dakika süren bu tur kişi başı 7 Euro. Hava soğuk ise kapalı tekneleri de tercih edebilirsiniz. Kanallar arası ortaçağda zamanın içine akın bu turla. Suyun kenarında dizilmiş masalsı güzel mimari yapıları inceleyin.

Tek takıldığım konu binaların birinin üstünde yazan "boat tourism noise terrorism (tekne turizmi ses terörü)" yazısı oldu. Yoksa Ghentlileri rahatsız eden birşeye biz de mi neden olduk? Bu konuda artık başka yapabilecek birşeyimiz yok ve tekne turu harika fotoğraflar yakalamamızı sağladı. O yüzden mutluyuz.

Eskiden daha çok kanal varmış ancak suyun getirdiği hastalıklar nedeniyle birçok kanal kapatılmış zamanında.

GRAVENSTEEN KALESi

Tekne gezimizin ardından meşhur kontların şatosu diye bilinen Gravensteen Kalesine yürüdük. Bu devasa 12. yüzyıldan kalma gri yapı eskiden pamuk fabrikası, hapishane ve mahkeme olarak da kullanılmış. İçeri giriş 10 Euro. Biz girmedik. Giren varsa lütfen yine yorum yazın, çok şey mi kaçırdık, bilelim ve tekrar gitmek için nedenimiz olsun.

Önünden geçen tramvaylarla güzel bir meydanı var kalenin, güzel Ghent fotoğraflarınızı bu karelerle süsleyebilirsiniz.

Ancak bu kalenin en güzel görüntülerini tekne turuyla yakalayabilirsiniz sanırım.

GRAFİTİ CADDESİ

Grafiti sanatını sevmeyen var mı? Çok isyankar ama sihirli, düşündürücü, zekice ve cazip bulduğum bir sanattır Grafiti. Bu dar caddeden geçerken sağlı sollu grafitileri inceleyip inanılmaz renkli fotoğraflar çekip instagram hesabınızı canlandırabilirsiniz.

Ghent'te ayrıca postahane ve saat kulesi de ilgi çekici yapılar arasında sıralanabilir.

VE LEZZET DURAKLARIMIZ

Ghent'te neler mi yedik? Neler mi beğendik? Ne yediysek beğendik öncellikle. İşte size bir lezzet turu listesi:

Ghent Burnu: İlk vardığımızda meydanda tezgahta duran meşhur Cuberdon (Neus veya Ghent burnu) şekerlerinden tattık. Karışık çeşitlerden oluşan 250 gramı 5 Euro'luk paketlerden aldık. Burun şeklinde oldukları için buna Ghent burnu deniyormuş. Lezzet tam puan. İçinde arap sakızı gibi bir şey var.

Julie's House: İki kere içine girme denemesi yaptık. İlkinde doluydu diye beklemedik. İkincisinde ise sırada bekledik bir süre. Çok ufak bir yer ama inanılmaz lezzetli cupcake ve çeşitli tatlıları var. Bir de aromalı filtreli kahveleri var. Biz neler yedik hemen sayayım: Cheesecake (Wortel cheese), Brownie cheesecake, Kaas coulis stuk (havuçlu kremalı cupcake) ve Moelleux stuk (Çikolatalı cupcake) ve de Vanilya aromalı filtre kahve içtik.

Frituur T Puntzakie: Burası harika bir patates cips ve sosları dünyası. Evet yanlış biliyoruz, Fransızlar değil Belçikalılar patates cipsinde bir numara. Altın sarısı lezzetli yedikçe yeylim cinsinden. Sos olarak mayonez, ketçap, tartar ve joppie (sarı harika bir sos) denedik. Orada hamburger ve chicken tenders da ayrıca yedik.

Amadeus: Domuz kaburgası denemek için iyi bir yermiş. Sadece önünden geçtik. Ama bir daha yolum düşerse aklımda kalan bir yer oldu.

İşte size satırlar dolusu bir günlük gezi deneyimimiz. Umarız ilham vermiştir. Gidecek olanlara şimdiden çok şanslısınız deyip iyi yolculuklar dileriz.

Diğer gezi yazılarımızı Facebook 'Gezelim Güzelleşelim' sayfamızdan ya da instagram 'valore81' hesabından takip edebilirsiniz.


15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n