• Değer Berkin

Ocak ayı hedeflerimden elde ettiklerim:


Her yeni bir yıla insanlar kendilerine genellikle yeni umutlar ve hedefler belirleyerek başlarlar. Kimisi soyut şeyler diler: mutluluk, sağlık gibi. Hepimiz bunların hayatımızdan eksik olmamasını isteriz ama bunu dilemek yetmiyor bazen. Biz de birşeyler yapmalıyız. Mutluluk ve sağlık için hem fiziksel, hem de ruhsal olarak kendimizi tanımalı, iyileştirmeli, geliştirmeli ve beslemeliyiz.

Ruhen ve fiziken kendimi beslemek adına her aya bir ülke gibi cazip bir hedef belirlemek hayalimden yola çıkarak daha gerçekçi davranıp, yeni yıl 2018'in her ayına bir kitap ve bir film hedefledim. İlk ayı tamamladım ve bu ay için işte kısa bir değerlendirme yazdım. İlginizi çekerse bir göz atın.

OCAK KİTAPLARIM

Ocak ayı için seçtiğim kitabım beni bol bol güldüren, yürürken karınca ezmemeye çalıştıran, insanların sadece içinden gelerek iyi karma toplamaya çalışmaları ve sevdiklerine daha fazla zaman ayırmalarını konu alan David Safier'in Kötü Karma isimli kitabı oldu.

Yazarın ayrıca "Aniden Shakespeare" isimli yine komik bir anlatımla yazılan başka bir kitabı daha var. Bunu da ileriki zamanlar için buraya not ediyorum.

Kitap kahramanı kariyerine ve şöhretine düşkün ama ailesini ikinci plana atan başarılı bir kadın. Ölür ve yeniden dünyaya karınca olarak gelir. Biraz Franz Kafka Metamorfosis'i mi andırdı? Hani Gregor Samsa böcek olur bir sabah. Bu öyle edebi değil. Kolay okunur, hemen korkmayın.

Sevdiğim kitapları her yere taşırım: dişçide sıra beklerken, kuaförde saçım yapılırken, bazen trafikte sıkışınca çıkarırım hemen çantamdan. Ama o kitap kahramanı ile bütünleştiğim anda kitabı o denli yavaş okurum ki, aylar sürer. Bitsin istemem, bir parçam olur. Aylarca Tolstoy Anna Karenina okumuşluğum var geçtiğimiz yıl. Beni tanıyanlar bilir. Hatta bitince üzülürüm. Bu huyumdan dolayı son zamanlarda az kitap okuduğumu farkettim. Kendimi kasmamak için her aya bir kitap diye anlaştım kendimle ama zaman sınırlaması koyunca ben gaza basmışım kitap bitiverdi bir haftada.

Ben de hedefime iki kelime ekledim ve her aya EN AZ bir kitap diye değiştiriverdim.

Böylece Ocak ayı kitaplarım çoğaldı: 3 kitap okumuş oldum.

O kadar güldükten sonra ne mi yaptım, ağlamaktan gözlerimin çıktığı Daniel Keyes'in Algernon'a Çiçekler kitabını okudum. Zeka geriliği olan bir adamın hayatını anlatan kitapta Algernon ismini verdikleri fareye yapılan bir ameliyatla farenin akıl düzeyinin arttığı tespit edilir. Charlie (kahramanımız) hep akıllı olmak istemiştir ve bu ameliyatın insanlarda uygulanması bakımından Charlie'nin uygun bir aday olduğuna karar verilir ve bu ameliyat gerçekleşir. Kitap Charlie'nin yazdığı ilerleme raporlarından oluşuyor. Şiddetle tavsiye ederim bu kitabı, çok ağlayacaksınız. Kitabın ilk sayfalarında Charlie'nin sürekli imla hatalarını düzeltme isteğiniz olacak. Kendinizi hazırlayın buna derim.

Üçüncü kitabıma gelene dek güldüm, ağladım madem, biraz da aydınlanmalıyım dedim. Hep okumayı istediğim Hermann Hesse'den Siddhartha olsun istedim. 5 ay oldu seyahat etmeyeli. En son Eylül'de Polonya'ya gitmiştik. Özellikle kendimi ve gezelim güzelleşelim ailemi içimizdeki "wanderlust" genine inat, üç soylu beceri ile sınamaya çalıştığımı farkettim bu kitap eşliğinde: oruç, beklemek ve düşünmek. Siddhartha'nın da kendini sınadığı şeyler bunlar. Bir oruç gibi seyahat etmemeyi tutmuşuz. Bekledik 5 ay ve düşündük bol bol biz de.

Siddhartha insanları ikiye ayırıyor, Yapraklar ve yıldızlar. Bunu yaparken kibirleniyor aslında ve maddiyata ve şevklerine düşkün herkesi çocuk insan olarak görüyor. Yapraklar rüzgarla dağılıp yere düşerken, yıldızlar kendi yörüngelerinden şaşmıyor. Kendini yıldız sanıyor ama sonunda yapraklar gibi yere düşüşünü farkedip kibirinin farkına varıyor. Devamı için kitabı elinize alın, henüz almadıysanız tabii, kendi öz benliğinizden birşeyler çıkarmak için Buddha'nın ilk yıllarını ve doğu gizemciliğini Hermann Hesse'in muhteşem kaleminden okuyunuz derim.

MUTLU ANLAR AJANDAM

Kitaplar arası dolaşırken "One Line a Day" isimli bir ajandaya rastladım ve Türkçe muadili olarak "Mutlu Anlar" ajandasını keşfettim. Mutlu Anlar ajandası 5 yıllık bir ajanda. 5 yıl boyunca ayın aynı günü aynı sayfada birkaç satır mutluluk yazabilmek için satırlar var. Her güne de mutluluk veren bir söz yazılmış her sayfanın başında. Bu ajandayı Lefkoşa ve Girne'nin çeşitli kitapçı ve kırtasiyelerine sordum ancak tükendiğini ve ellerinde olmadıkları söyleyince Türkiye'den getirttim. Ajandaya yazmaya istediğiniz yılın istediğiniz gününde başlayabilirsiniz.

Her gün kendime küçük mutluluklar seçip birkaç satır yazmak iyi bir terapi kesinlikle, tavsiye ederim.

BİR FİLM

Her aya bir film. Benim gibi sinema kültürü pek de gelişmemiş biri için iyi bir hedef. Bazı insanlar var, hangi filmi söylesen hatırlar, yönetmenine kadar bilir ya, hep hayranım öyle insanlara ama ne yazık ki bu konuda çok geriyim. Biraz belki bu sene ucundan bu sinema kültürünü yakalarım ümidiyle yılın ilk ayında seçtiğim film bana çok hitap etmiş bulundu.

Ancak bir isyanım var ki hemen yazmalıyım. Türkiye'de Aralık- Ocak ayında gösterimde olan bir film olmasına rağmen aradığım her sinema değil 'vizyonda değil' demeyi, 'hangi film' falan diye sorguladılar. İşte bahse konu film: "Loving Vincent" (Sevgiler, Vincent) Evet kulağının birinin ucunu kesen Post-Empresyonist, trajik bunalımlarıyla bilinen Van Gogh'tan bahsediyor film. Ama hayatı değil, ölümü üzerinde olaylar dönüyor. Ama filmin nasıl yapıldığı son derece önemli. Film tarihte bir ilk. Dünyanın en ünlü ressamı Van Gogh'un eserleriyle uyumlu fırça darbeleriyle tam 125 ressamın 6 yıllık bir çalışması sonrası 65.000 adet yağlı boya resminin oluşturduğu devrim niteliğinde bir biyografi filmi ortaya koymuşlar.

Keşke sinema keyfi yaparak izleyebilseydim bu filmi, ancak dvd alarak izledim. Yine de izledim ve mutlu anlar ajandam için harika vir materyalim oldu.

Filmin yapılışı, yapılan resimlerin detayları için tık tık buraya

Şuraya size fragmanını da bırakıyorum bir göz atın izlemediyseniz:

Sevgiler Vincent fragmanı için tık tık.

Vincent Van Gogh mektuplarını "With a Handshake your loving, Vincent", yani kısaca "Sevgiler, Vincent" şeklinde sonlandırıyor.

Beni etkileyen bir alıntı size:(Not: Kendi çevirimdir)

"Bir ressamın hayatında, ölüm en zor şey olmayabilir. Kendi adıma diyebilirim ki hakkında pek birşey bilmiyorum ama haritadaki kasaba ve köyleri temsil eden siyah noktaların basit bir şekilde yaptığı gibi yıldızların görüntüsü her zaman hayal etmemi sağlıyor.

Neden gökyüzündeki ışık noktaları bana Fransa haritasının üzerindeki siyah noktalardan daha az ulaşılabilir olsun diye kendime sorarım.

Nasıl ki ölünce bir tren alamayız, hayattayken de bir yıldıza gidemeyiz. Huzur içinde yaşlılıktan ölmek oraya yürüyerek gitmektir...

Sevgiler,

Vincent"

Van Gogh insanlara sanatıyla dokunmak istemiş. İnsanlar hakkında derin ve hassas hisli biri desin istemiş. İsteği olmuş bence. Bu film bu isteğini gerçekten yerine getiriyor. Van Gogh, "resimlerimiz olmadan birbirimizle konuşamayız" demiş yani resimleri onun dünyayla iletişimini sağladı.

Ocak ayımı değerlendirmeye dönecek olursam, kitap yönünden zengin, film yönünden zengine yakın, yazma yönünden ise verimli diyebilirim.

5 ay süren seyahat etmeme orucum sayesinde ise bol bol beklemeyi ve pekçok konuda düşünmeyi öğrendim.

Orucumu bozmaya hazırım, seyahat yazılarım için takipte kalın.

Sevgiler


62 views
15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n