• Değer Berkin

Polonya Krallarının geçtiği Kraliyet Yolunda yürümek - GDANSK


Son bayram tatili doğum günüme denk gelince en güzel hediyenin ailemle bir seyahat olduğu kanaatine vardık eşim Levent ile.

En uygun fiyatlı biletlere bakarken Polonya'nın başkenti Varşova'ya gitmeye karar kıldık. Romantik ortaçağ şehirleri arasında görmek istediğim Gdansk'a da günübirlik bir gezi de ekleyebileceğimizi planlayınca hemen bileti alıverdik.

3 gün geçirdiğimiz Varşova'dan geri dönüş uçağımız gece 22.30'da kalkacağı için Varşova'daki apartotelimizden sabah erkenden ayrılıp, valizlerimizi tren istasyonundaki kilitli dolaplara bırakıp

Gdansk'a gitmek için 7.20'de hareket eden hızlı trenimize bindik. Trende çalışan personel son derece ilgiliydiler. Özel aile kabinimize yerleştik. Yolculuğumuz 3 saate yakın sürdü. Yol boyu tren hoparlöründen Chopin dinledik. Çocuklar aile kabinine bayıldılar. Tabii ki biz de.

Tren biletimiz

10 gibi Gdansk'a vardık ancak Gdansk Glowny tren istasyonunda inmemiz gerektiğini geç algılayınca bir sonraki Gdansk istasyonunda inip oradan taksi almak zorunda kaldık.

Seyahat ederken herşey tozpembe olmaz elbette. Her seyahatte karşımıza bir zorluk çıkacaktır. Bunu bilerek yola çıkmak ve bu zorluklarla baş etmeyi öğrenmek de aslında seyahat etmenin tadı tuzudur. O an sinirle karşıladığımız zorluklar daha sonra gülerek anlatacağımız hikayelere dönüşür. Bizim Gdansk maceramızdan da bize, sonradan gülerek hatırlayacağımız ama o an verdiğimiz taksi parası ve programımızdan çalan bir saatten ötürü ailece sinir olduğumuz bu durum, anlatacağımız bir anı olarak kaldı.

Bir sonraki durakta inince modern bir alışveriş merkezinde bulduk kendimizi. Çıkış yolunu sora sora bulduk bulmasına da çıktığımız yerde taksi falan yoktu. Sinir kat sayısı artar mı artar durum bu olunca. Nihayet bir taksi görünce sevinçle hemen koştuk bindik. Taksici bu mesleğe yeni başladığı için ve pek de İngilizce bilmediği için biraz zorlandık gitmek istediğimiz Kraliyet yolunu bulana kadar.

Taksiden inince restore edilmekte olan görkemli bir katedralden geçip Kraliyet Yolunun tam ortasına çıkıverdik. Gördüğümüz ilk turizm ofisinden bedava harita ve broşür kaptık. Aldığımız broşürdeki tarihi rotayı takip etmeye karar verdik. Miran'ın aldığı harita sayesinde de kendimizi oriente edebildik.

Miran'ın haritası

Tam ortasına çıktığımız Kraliyet Yolunda ilk olarak Neptün Çeşmesi vardı karşımızda. Çeşmenin önünde ise hep yaşlı çiftlerin olduğu tur grupları bir türlü eksik olmadı. Gdansk'ın, bu yıl görülmesi gereken şehirler arasında, iyi reklamı yapılmış anlaşılan ki Eylül ayına göre iyi turist çekmiş gibi görünüyordu. Boş bir an bulup çeşmeyi incelemek ve fotoğraf çekmek için bekledik. Çeşmenin üstündeki Denizler Kralı Neptün'ün bronz heykeli Gdansk'ın ikonu. Arkasında ise elit Polonyalıların hatta kralların bir zamanlar toplanma yeri olan tarihi Artus Kortu. Bu binanın içinde 16. yüzyıla ait Avrupa krallarının portreleri bulunuyormuş ancak vakit sınırlı olduğu için biz içine ne yazık ki giremedik.

Denizler Kralı Neptün'ün Çeşmesi ve arkasında Artus Kortu

Biz Artus Kortu karşımızda kalacak şekilde sola doğru yürüdük. Bir zamanlar Polonya krallarının geçtiği bir yolda yürüyor olmak tarihe düşkün biri olarak beni oldukça heyecanlandırdı doğrusu. 2. Dünya Savaşında birçoğu yıkılınca yeniden aynı şekilde inşa edilen bu rengarenk romantik karşılıklı duran binaların oluşturduğu bu yolun iki ucunda iki tarihi kapı bulunuyor.

Kraliyet Yolu binaları

Biz sola doğru yürüdük ve karşımıza Altın Kapı çıktı. Bu kapı adının aksine açık renkli taştan inşa edilmiştir. Kapının üzerindeki Latince yazı hoşuma gitti: "Küçük cumhuriyetler anlaşırsa, büyük cumhuriyetler anlaşmazlığa düşer". Kapının bizim geldiğimiz tarafına bakan kısmının üzerinde barış, özgürlük, şöhret ve serveti sembolize eden figürler bulunuyor. Diğer tarafa bakan kısmında ise anlaşma, adalet, dindarlık ve ihtiyatı gösteren figürler var.

Altın Kapı

Yürüdüğümüz Kraliyet Yolunu tekrar geri döndük. Zengin ve renkli ön cephelerinin olduğu bu yoldaki binalar korkunç savaştan sonra tekrardan eski hallerine getirilmiş. Kraliyet Yolu'nun bir diğer adı - esas adı aslında - Uzun cadde Lehçe'de Dkuga - ama ben Kraliyet Yolu demeyi daha çok sevdim. Tekrar Neptün Çeşmesine dönerken sol tarafta Belediye Binası ve üzerinde Miran'ın her önünden geçtiğimizde dikkatini çeken bir saati bulunuyor. Bugün bu bina Gdansk Tarih Müzesi olarak kullanılıyormuş. Zamanımız olsa da keşke içine de göz atabilseydik.

Yolumuza devam ettik ve bir sonraki kapıya vardık. Bu kapının adı Yeşil Kapı. Kapının ardında ise ne var? Motlawa Nehri. Her türlü suya nehre ya da denize açılan kapıları çok severim. Lizbon'daki meşhur Augusta caddesinin sonunda Augusta Takının altından geçip denize ulaşmamıza benzettim. Gerçi takın arkasında büyük meydandan sonra denize ulaşılıyordu Lizbon'da ancak fikir aynıydı. Suya giden yol ve altından geçilecek bir yapı bence güzel düşünmüş atalarımız. Girne kalesinin giriş kısmında da altından geçilerek denize açılıyor. Yaşadığım şehri neden seviyorum sorusunun yanıtından biri de bu işte. 😀

Yeşil Kapı'ya geri dönecek olursak, burası 16. yüzyılda Polonya krallarının ikametgahı olması için inşa edilmiş. Hiçbir kral burada yaşamamış olsa da görkemli karakterini korumuş. Kapının altından geçince karşımıza Motlava nehrini geçmek için bir köprü çıkıyor.

Cadde boyunca müzik yapanlar var. Bu iş Mila'nın ilgisini çekmişe benziyor.

Nehre açılan yolun sonundaki adının aksine yeşil olmayan Yeşil Kapı

Yeşil Kapıdan geçince gördüğümüz dönme dolap çocukları heyecanlandırdığı kadar bizi de heyecanlandırdı doğrusu. Köprüyü geçip hemen birer bilet alıp şehri bir de kuşbakışı görelim dedik. Zavallı Levent yükseklik korkusuna rağmen bindiği dönme dolapta rahat olmasa da korkusunu yenmek için elinden geleni yaptı.

Dönme dolaptayken

Üç kez tur attık. Sonuncu turda yağmur çiselemeye başlamıştı bile. Motlava nehrinin dönme dolaba bakan tarafında romantik ve renkli ön cephelerinin olduğu binalar inşa edilmekteydi. Sanırım bunların inşası bitince daha harika bir görüntü elde edilecektir.

Dönme dolaptan Gdansk'a kuşbakışı

Yağmurluklarımızın başlıklarını başımıza geçirip tekrardan köprüyü ve Yeşil Kapı'yı geçerek kendimize yiyecek bir restoran aradık. Miran, Kıbrıs'ta yağmurlu havalarda yürümediğimiz için, seyahat ederken yağmura yakalanmayı sevdiği söylemişti. Yağmurda yürümek çocuklara eğlenceli geliyorsa bize niye gelmesin ki? Biraz ıslanmaktan birşey olmazdı.

Kendimize yağmur durana kadar vakit geçirebileceğimiz güzel bir restoran bulduk. Adı Sphinx. Polonya'nın ilk kurulan restoran zinciriymiş meğer. Rastgele girdik çünkü önceden restoran araştırması yapmamıştık. Ama bazen şans eseri harika yerler de keşfedebiliyor seyahatte insanlar. Ortadoğu yemekleri sipariş ettik. Humustan felafele hertürlü patlayana kadar yedik. Ne kadar ödediğimiz aklımda kalmadı ama çok abartılı değildi. Abartılı olsa tam rakamları ile kesin aklımızda kalırdı. 😀

Yağmur hafifleyince tekrar Yeşil Kapıdan nehre açıldık. Köprüde birkaç kare çektikten sonra tekrar kapıya taraf yürüyüp uzakta gördüğümüz siyah tahta yapıya nehir boyu yürüdük. Bu siyah yapı eski liman vinçiymiş.

Köprüden bir kare

Köprüden bir kare - siyah tahta bina nedir diye merak içinde çekilen

Turizm ofisinden aldığım broşürdeki tarihi rotayı takip ederek seçtiğimiz yerlerden son noktaydı o siyah tahta bina. Kanadı olmayan bir yeldeğirmenini çağrıştırıyor. Bir liman vinçiymiş ve eskiden taş ya da bira ve şarap fıçılarını kaldırmak için kullanılırmıştı. Şimdi ise Denizcilik Kültür Müzesi olarak hizmet veriyor.

Yan tarafında ise Denizcilik Kültür Merkezi bulunuyor. İlk katında çocuklar için eğitici bir oda yapmışlar. Broşürümdeki notlara göre çocuklara dalga ve rüzgarın nasıl çalıştığını, nasıl yelkenli kullanacağını ve denizci düğümü nasıl atılacağını tarif ediyormuş. Vakit sıkıntısı nedeniyle, ne Varşova'ya giden trenimizi ne de eve dönen uçağımızı kaçırmak istemediğim için bu notları çocuklarla paylaşmamaa karar vermiştim. Yoksa özellikle Miran girmek isteyecekti.

Eski liman vinçinin önünde yürümekten yorulmuş Mila

Çocuklu seyahate iki çocuk ve hafif seyahat etmeyi tercih ettiğiniz için tek çocuk arabasıyla çıkarsanız araba için çıkacak anlaşmazlıklara da hazırlıklı olursunuz. Yorulan çocuklar sırayla arabayı kullanır ya da ikisi de yorulursa hafif olan kucakta taşınır. Demokraside çareler tükenmezmiş.

Amber ya da kehribar taşı ile ünlüymüş Gdansk. Bu taşın, efsaneye göre, yıldırım tanrısı Perkunas'ın kendisini aldatan karısı Tanrıça Perkunas'ı cezalandırması sonucu Tanrıçanın fosilleşmiş gözyaşları olduğuna inanılırdı. Baltik Denizi'nden çıkan bu mineral taşları Gdansk koyundaki sahilde özellikle sert fırtınalar sonrası rastlanıyor. Bu taş tıp alanında da kullanılmış. Fizikçi Kopernik kalbi iyileştirmek için hastalarına amber taşı verirmiş. Yaraların iyileşmesi için de kullanılırmış.

Şimdilerde sadece kozmetik amaçlı kullanımı olan bu taştan yapılmış takıları nehir boyunca uzanan çeşitli kuyumcu dükkanlarından satın alabilirsiniz.

Pek takı takmadığım ve de gittiğim ülkelerden birşeyler toplayan tipte bir seyahatsever olmadığım için sadece takı takmayı seven anneme kolye ucu amber taşı olan bir hatıra aldım.

Artık dönüş yoluna geçme zamanıydı. 16.54'te kalkacak olan trenimiz için gelirken inemediğimiz Gdansk Glowny tren istasyonu yürüme mesafesindeydi. Yönümüzü sora sora bulduğumuz bu yürüyüş sırasında Miran'ın inanılmaz zevk aldığı gökten boşalırcasına üzerimize yağmur yedik. Yorgun Miran canlandı ve su birikintilerine basmamak için hoplayarak ve daha az ıslanmak için de koşa koşa ulaştık Gdansk Glowny tren istasyonuna. Eski tren garlarını hep sevmişimdir, ama Glowny'nin dış cephesine bir başka hayran kaldım.

Gara varınca mutlu biz

Trenimizi beklerken

Bineceğimiz trenin platformunu bulmak ve de emin olmak için bayağı uğraştık Levent ile. İlk 1. platform yazılı gördük sonra platform 2 oldu. Bir kez Levent, bir kez de ben tekrar dönüp baktık girişteki panoya. Sonra 2. platformda olduğundan neredeyse emin platformda treni beklerken bizim sabah geldiğimiz trene benzeyen bir tren 1. platforma gelir, bir iki dakika önce trenin gelme saatinden. Tipik bir Akdenizli gibi platformda gürültülü bir telaş yaptık. Koşsak mı ya o değilse! Eyvah treni de uçağı da kaçıracağız! Sonra ne yapacağız?! düşünceleriyle platformda önüme her gelene biletimizi gösterip sormaya başladım. Oradaki tüm insanlar seferber oldular ve birbirlerine sora sora sonunda bizi rahatlatacak cevabı verdiler. Bizim tren bulunduğumuz platformdan gelecekmiş. Ve de trenimizi görüp de aile kabinimize ıslak paltolarımızla yerleşince ailece feraha kavuştuk.

Dönüş yolunda Mila ile Miran seyahat günlüklerine resimler çizdiler Polonya'dan akıllarında kalanları. Çünkü artık Polonya maceramızın sonuna gelmiştik.

Varşova tren istasyonundan sabah bıraktığımız bavullarımızı alıp havaalanına taksi aldık. Varşova Chopin Havaalanı'nda gider ayak ünlü Polonya mantısı pierogi de yedikten sonra uçağımıza binip Larnaka'ya bavullar dolusu maceralar ve anılar ile döndük.

SON 🇵🇱❤️✌️


15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n