• Değer Berkin

Grafiti şehri BERLİN...


Berlin denilince akla Berlin duvarı ve rengarenk grafitiler geliyor... Bu konuda umduğumu bulduğumu rahatlıkla söyleyebilirim.

Biz Kıbrıslılar için sanırım Berlin'in ayrı bir önemi ve yeri vardır. Bölünmüş bir başkenti olan biz Kıbrıslılar, Berlin duvarı olayında daha bir hassaslaşıyoruz sanırım. Bizim de Yeşil Hattı'mız var ne de olsa. Üstelik tel örgülü ve sembolik olarak tarihi bir açık hava galerisinin üzerinde barışı temsil eden grafitilerle dolu değil... Böyle düşününce daha dramatik oluyor...

Bir de tabii Berlin denince akla o unutulmaz konuşma geliyor... John F. Kennedy: Ich bin ein Berliner...

Soğuk savaşın en somut şekliyle yaşandığı tarihi şehir Berlin'de iki gün kaldık.

Gidişimiz biraz sorunlu oldu. Easyjet ile Larnaca havalimanından saat 20.25'te kalkacak olan uçağımız iki saate yakın rötarlı kalkınca sorunlar başladı. Berlin Schenöfeld havalimanı'na inecek olan uçağımız rötar nedeniyle gece yarısından sonra ineceği için (ne tuhaf ki gece yarısından sonra havaalanı kapatıyormuş) iniş izni alamadık ve bir saat sonra bize Rostock-Laage Havaalanına iniş yapacağımızı açıklarken pilot, oradan otobüs ile bizi Berlin'e şehir merkezine götüreceklerini anons etti.

İndiğimiz havalimanı Berlin'den 2 saat uzaklıktaydı ancak otobüs bizi pilotun söylediğinin aksine ilk varacağımız havalimanı olan Schenöfeld'e bırakınca, biz de taksi alıp Berlin'deki otelimize ancak vardık.

Geceyarısı otelde olmayı beklerken sabah 5'te ancak varabildik otelimize. Çocuklar ve bavullarla birlikte uykusuz geçen uzun bir gece ve boşuna ödenmiş bir gecelik otel parası da cabası olarak Berlin maceramıza başladık.

Liseden en yakın arkadaşım Zihniye, eşi ve iki oğlu ile bizim Kasap ailesinin Almanya macerasının ilk durağıydı Berlin. İlk gün birkaç saatlik uykuyla da olsa gezmeye başladığımız şehirde, ilk olarak günlük ulaşım için 5 kişiye kadar kullanılabilen grup bileti aldık. Toplam 19.90 Euro verdik. Bizim için en uygun seçenek buydu. U-Bahn ve S-Bahn diye biri yeraltından diğeri hızlı giden iki çeşit metro trenleri varmış. Onlarla ilk gezeceğimiz yere Reischtag ve sonra da yürüyerek Berlin'in semboli Branderburger Kapısına gittik.

Kahvaltımızı otelin önünde kurulmaya başlayan pazarlardan birinden birşeyler atıştırarak halletmiştik, otele girip biraz uyumadan önce.

Öğlen yemeği olarak meşhur Alman Currywurst'unu denedik. Domuz sosisi :)

Soğuk savaş boyunca, Reichstag Batı Berlin'de, Brandenburger Kapısı Doğu Berlin'de bulunmuştur. 2. Dünya Savaşı sırasında bombalanan Reischtag Alman Parlamento binasının üstünde yazan yazı "Dem Deutschen Volke" "Alman halkına" anlamına geliyor.

Binanın içinde sonradan inşa edilen modern bir kubbe var. Buraya giriş ücretsiz ancak önceden isimlerini yazdırmak gerekiyor. Biz bunun için biraz geç kaldık onun için isimleri yazdıramadık ve içeri giremedik maalesef.

Biraz dolaştıktan sonra Brandenburg Kapısına ulaştık. 1788-1791 yılları arasında inşa edilmiş Brandenburg Kapısı on iki sütuna, altı giriş kapısına ve altı çıkış kapısına sahiptir. Sütunlar, toplam beş yol oluşturur, vatandaşların sadece dıştaki iki kapıyı kullanma hakları vardı. Ortadaki yol ise kraliyete ve önemli trafik geçişlerine ayrılmıştı.

Kapının en üstünde Quadriga vardır. Quadriga mitolojide imparator ve onu taşıyan 4 atın çektiği araba anlamına geliyor.

1806'dan sonra, Napolyon, Jena-Auerstedt Muharebesi'nde Prusya'yı yenince Quadriga'yı yerinden söktürdü ve Paris'e götürdü. 1814 yılında Prusyalı General Ernst von Pfuel Napolyon'u yenip Paris'i ele geçirince Quadriga'yı geri aldı ve Berlin'e geri getirdi.

Quadriga'daki zeytin dalı, Demir Haç ile değiştirildi. Naziler iktidara gelince, kapıyı sembol olarak kullanmaya başladılar. II. Dünya Savaşı boyunca kapı tahrip oldu ama tamamen yıkılmadı. Doğu ve Batı Berlin hükümetleri kapıyı restore ettiler fakat kapı 1961'e, Berlin Duvarı yapılana kadar açılmadı.

Kapı daha sonraları birleşmiş özgür Berlin'in sembolü oldu ve 22 Aralık 1989'de yeniden açıldı.

Kapının önündeki meydanda bir çeşit tuzlu kraker ya da simit türü olarak bilinen Levent'in domuz kuyruğu dediği (şekli benzediği için ) Brezel satın alıp yedik.

Brandenburger Kapısının ardından metro alarak Checkpoint Charlie geçiş kapısına gittik. Doğu ve Batı Berlin arasında bulunan önemli bir geçiş kapısı olan C harfini kodlamak için Charlie adını alan kapıda sembolik olarak o dönemden kalma bir similasyon bulunmaktadır. İsteyen Checkpoint Charlie müzesini gezebilir. İlk planımızda burayı gezmek vardı ancak iki üç saatlik uyku ile zaten programın gerisinde kaldığımız için, çocukları ve kendimizi çok zorlamamak adına içeri girmekten vazgeçtik.

Ardından metro ile East side gallery denilen Berlin duvarına gittik. Spree nehri bölgesinde, görmek ve fotoğraflamak için sabırsızladığım duvar yazıları grafitiler sıklaşmıştı bile. Duvardaki resimler dünyanın birçok yerinden gelen ressamlar tarafından yapılmıştır. 1.3 kilometre uzunluğundaki bu açık hava galerisi Berlin Duvarı'ndan kalan sembolik olarak ve tarihin unutulmaması adına bırakılan yıkılmayan kısımdır. Duvar boyu yürüyüp beğendiğimiz resimleri fotoğrafladık, inceledik.

Günün sonunda Berlin'in meşhur Alexanderplatz meydanına gelerek orada döner kebap yedik. Almanya'da Türklerin işlettiği Döner Kebapçılar meşhur ve gidip de yemeden dönmemeniz gerekiyor bence. Çünkü inanılmaz lezzetli.

Fernsehturm yani televizyon kulesinin yer aldığı meydan görülmeye değer. Televizyon kulesi 360 metre yükseklikte ve asansör ile çıkılıyor. Bizim yine vaktimiz kalmadığı için çıkamadık ancak dışarıdan baktık. İçinde bir de restorant varmış. Yemekleri güzel mi bilmiyorum ama manzarasının güzel olacağından şüphem yok.

Ertesi gün, Berlin'deki Müze adasına gittik. Yine günlük grup bileti alarak metro ile gittik. İlk olarak Berlin Katedralini gezdik. 7 Euro kişi başı ödedik. Çocuklara giriş ödemedik. Katedralin kulesine çıkmak için 270 basamak tırmandık ve Müze Adası, Sinagog, Gendarmenmarkt, Reichstag'ı yukarıdan seyrettik. Çocuklarla bu merdiven olayı biraz zorluydu. Yorulanı da vardı, yüksekten korkanı da ... ama zoru başarmanın verdiği mutluluk eminim onlar için de önemliydi.

Katedral sonrası parkta çimlere uzanıp güzel bir mola verdik.

Müze adasındaki müzelerden biz Pergamon müzesini seçtik ve gezdik. İlk çağlara ait medeniyetlerin eserlerinin bulunduğu bu güzel müzeye giriş için 12 Euro ödedik. Birçok müze Pazartesi günleri kapalı oluyor Müze adasında. Pergamon ve Neues hariç... Neues müzesi de Mısırlılar'a ait eserlerle doluymuş. Planda orayı da gezmek vardı ancak vakit yetmediği için orayı da es geçtik. Sadece Pergamon müzesini gezdik.

İştar Kapısı, Babillerin tören alanı yeri, bir yemek salonunda bulunduğu sanılan Roma zamanından kalma mozaik zemin gibi etkileyici eski çağlara ait birçok tarihi eserin yeniden monte edilmiş halini gördük. Her zaman olduğu gibi keşke daha fazla zamanım ve enerjim olsa dediğim yerlerden biri oldu Müze adası.

Berlin'de dil kursu için bulunan liseden arkadaşımız Hale ile de buluşma imkanımız oldu.

Berlin'de çocukların oynaması için güzel oyun parkları var. Tiergarten bölgesinde dinlenebileceğiniz bir park ve hatta hayvanat bahçesi yer almaktadır. Otelimiz de oraya yakın olduğu için otele dönmeden parkta dolaştık ve çocukları oradaki oyun parkına saldık. Ardından ise akşam yemeği için o bölgede bulunan Giraffe isimli çocuklara yönelik de oyun yerinin olduğu restorantta yemek yedik.

Böylelikle yorucu ama çok güzel iki gün geçirdik Berlin'de. Ertesi sabah ise otobüs ile Berlin'den Münih'e giderek Almanya serüvenimize devam ettik.


15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n