• Değer Berkin

CHİANG MAİ’da Orman Gezintisi


Maviyi mi yoksa yeşili mi seversiniz? Bir su insanı mı, yoksa orman insanı mısınız? İşte bunu uzun uzun düşündüğüm Chiang Mai...

Akşam 19.30’daki uçağımızla Bangkok’tan Tayland'ın kuzeyinde yer alan dağlık şehir Chiang Mai’ye Lion Air havayolları ile vardık.

Otelimizin adı Gap’s House’dı. Ağaçlık bir mekan olan bu yer tahtadan kulübe odaları olan loş ışıklı bir yerdi. Uygun fiyatlıydı ancak olur da yolunuz düşerse aklınızda bulunsun yalnızca nakit kabul ediyor ve oda sayısı çok kısıtlı.

Havaalanına vardığımızda toplu taşıma servisinin son saatini de kaçırınca, minibus bizi aynı paraya otelimize bırakmayı önerdi. Zaten şoförün evine giden yolun güzergahındaymış otelimizin yeri neyse ki.

Surlar içindeki Chiang Mai, şirin ve dinlendici bir yer. Bangkok şehrinin ardından Chiang Mai bize daha çok hitap etti kesinlikle. Şehirleri bunaltıcı bulurum ama Chiang Mai gibi küçük yerler daha huzur verici.

Chiang Mai ihtişamlı tapınakları, tarihi surları ve sokak marketlerindeki lezzetli atıştırmalık yiyecekleri ile Tayland'da mutlaka gidilmesi gereken bir yer.

Amman’dan Bangkok’a giderken uçakta tanıştığımız Avusturyalı bir adam bize Tayland hakkında bilgiler verirken, ona Chiang Mai’ye gideceğimizi söylediğimizde bize ben su insanıyım hep Tayland’ın adalarına gittim, ormanlık alanlar bana göre değil demişti.

Biz neydik acaba? Akdenizliyiz onun için su insanı olmalıyız. Ancak şahsen ben hayatımda bir kere okyanusun ortasında Maldivler'de şnorkel yapmaya kalkışmış ve çarpıntı tutunca can simidi istemiş insan olarak ne kadar su insanıyım diye düşünmeden edemiyorum doğrusu.

Chiang Mai'ye varır varmaz akşam yemeği olarak son dakika kapatmadan yetişip de güzel tatlarla kendimizi ödüllendirdiğimiz gece pazarına attık.

Chiang Mai’de buluştuğumuz arkadaşlarımız ile ertesi sabah Chiang Mai ormanlarında 8 saatlik bir trekking turu ayarlamıştık. Orman yürüyüşü için iki kişi 2800 baht ödedik. İçinde öğlen yemeği, içtiğimiz sular ve ara öğünlerimiz (meyvelerimiz) de vardı.

Orman yürüyüşü için yanımızda götürmemiz gerekler listesi şöyleydi: sinek ilacı spreyleri, yüzecekler için mayo, havlu ve yedek kıyafet ve yağmurluk (yağmur yağarsa ki biz şanslı çıktık yağmadı hiç.)

Yürüyüşümüz 8 saate yakın sürdü ancak son seyahate çıkmadan kısa süre önce bel fıtığı olan Levent’in bel ağrısı dayanılmaz olunca pick-up araç ile arandık ve köye öyle gittik.

Grubumuzda bizim dışımızda dört kişi daha vardı. Portekizli bir çift ve İngiliz iki arkadaş. Rehberimiz Mr. P ve yanında Levent’in kötü olması durumunda önlem amaçlı onu taşımak için bizimle gelen iki adam (ki biz yürüdükçe ağırlaşan çantalarımızı taşıdılar) ve çok akıllı olduğunu gezi sırasında gözlemlediğimiz ancak ilk bakışta renginden dolayı zombi köpek dediğimiz adını bir türlü hatırlayamadığım köpek yanımızda uzun yürüyüşümüze sabahın erken saatinde dağ yamacında bulunan bir köyden başladık.

Başlangıç noktamızdaki köyde bir kreşi ziyaret ettik. Tatil dönemi olduğu için büyük çocuklar köy sokaklarındaydı. Sadece 3 yaş altı çocuklar için okul devam etmekteydi. Ellerinde oyun hamurlarıyla oyun oynayan sevimli miniklerin sınıflarını gezdik.

Hedefimiz uzaklardaki Pa Dum şelalesine varıp, orada öğle yemeği yemek, sonra dağı aşıp dağın ardındaki köye gitmekti.

Yürüyüşümüz sırasında minik bir kertenkele, tarçın ağaçları, üzerinden parasetemol akan ağaç gövdeleri, üzerinde bizim vicks dediğimiz balsamın olduğu ağaç dalları, değişik türde mantarlar, devasa karınca yuvaları ve bambu ağaçları gibi doğanın inanılmaz güzelliklerine rastladık.

Öğle yemeği vaktine doğru artık şelalemize ulaşmıştık. Ormanın içinde doğa ile iç içe harika bir öğle yemeği yedik. Rehberimiz ve ekibinin muz ağacı yapraklarına sarıp ateşte pişirdikleri pilav ve sebzeler ve bunların yanında tahta şişlere dizdikleri tavuk parçacıkları inanılmaz lezzetliydi. Harika meyveler de yedik. Dalların içinden damlayan sulardan da içtik.

Şelale de çok dinlendiriciydi. Biz yüzmedik ama yüzmek isteyen yüzebilirdi tabii. Neden yüzmedik diye düşününce su insanı değilim sanırım.

Genel anlamda yorucu olsa da çok güzel bir deneyimdi. Merak edenlere -benim de ilk sorum olmuştu bu- yılan falan yoktu. Vahşi hayvan da!

Chiang Mai'ye vardığımızda güzel bir restoranda, güzel Tay yemekleri yedikten sonra harika aroma terapi masajları yaptırdık. 8 saatlik orman gezisi sonrası kesinlikle bize eşsiz bir ödüldü bu.

Ertesi sabah Myanmar’a geçecektik. Sabah erken kalkıp keşişlerin topladıkları bağışlara katkıda bulunmak ve diğer hayatımızda zengin olmak için madeni paralar bıraktık keşişlerin elindeki taslara. Ping nehri boyunca ve surların etrafında sabah yürüyüşü yaptık.

Ardından da bir buçuk gün kaldığımız güzel Chiang Mai’ye doyamadan Myanmar sınırına gitmek üzere yeni serüvenlerin peşinde otobüse bindik.

***

Chiang Mai'de yapılabilecek 10 şey:

1. Motor kiralayıp tapınak turu yapabilir hatta keşişlerle sohbet etmek isteyenler Wat Chedi Luang ya da Wat Suan Dok tapınaklarını ziyaret edebilirler.

2. Tay yemeklerini sevenler bu yemekleri nasıl pişirildiğini öğrenmek isteyenler yemek pişirme turuna katılabilirler.

3. Uygun fiyata bizim gibi masaj yaptırabilirsiniz.

4. Fil Korunağında filleri yıkayabilirsiniz.

5. Long Neck (Zürafa Boyunlu) Karen kabilelerini veya diğer dağ kabilelerini ziyaret edebilirsiniz.

6. Chiang Mai'den Chiang Rai'ye giderek meşhur Beyaz Tapınağı ziyaret edebilirsiniz.

7. Golden Triangle (Altın Üçgen) turu alıp üç ülkenin (Myanmar - Laos - Tayland) birleştiği noktayı ziyaret edebilirsiniz.

8. Sokak marketlerine gidip bizim gibi yemek ziyafeti çekebilirsiniz.

9. Sabah bizim gibi erken kalkıp tapınaklara gitmekte olan keşişlere bağışlarınızı verebilirsiniz.

10. Ormanda bizim gibi trekking yapabilirsiniz.


15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n