• Değer Berkin

Bir varmış bir yokmuş, bir şeyhin bir düşü varmış… Çölde bir mega şehir DUBAİ ve Muhteşem camiisi il


Kasım 2015...

Tüm valizleri hazırladım. Herşeyi valize koydum mu diye düşündüm. Daima yolculuk öncesi yaşanan birşeyleri atlama ve unutma telaşına kapıldım.

Uzun zamandır beklediğimiz iki numaralı destinasyonun zamanı gelip çatmıştı. Seyahat tutkumuz bizi bir başka destinasyona, doğuya doğru sürüklüyordu bu defa ve herşeyin bir düş ile başladığı gerçeküstü Müslüman bir doğu ülkesini tecrübe edecektik.

Bu, bir buçuk yaşındaki kızım Mila’nın da bizimle geldiği ilk aile seyahatimiz olacaktı. (4.5 yaşındaki oğlum Miran daha önce de gelmişti bizim ile.) Aile dostlarımız İfakat ve Musa ve de 1.5 yaşında Mehmet isimli tatlı oğluları ile birlikte yaptık bu serüveni.

“Bir varmış bir yokmuş, bir şeyhin bir düşü varmış…” diye okuduğum satırlar hiç aklımdan çıkmadan gezdik bu gerçeküstü, tabir yerindeyse doğal olmayan şehri.

Şeyh Raşit bin Sait Al Maktum’un Dubai düşünün somutlaşmasını Dubai Havaalanı’nda hissetmeye başladık.

Larnaka Havaalanı’ndan yaklaşık 4 saat süren uçak yolculuğu ile bir saatlik bir zaman dilimi ötesine uçmuştuk. Yolculuğumuz rahat ve konforluydu.

Emirates Havayollarının bebekler için sunduğu ön tarafa monte edilen beşiğe minik Mila sığınca, rahat bir uyku uyudu minik hanım.

Sabah 2 gibi Dubai’deki otelimiz Moevenpick Hotel Jumeirah Lakes Towers’a yerleşip yeni maceralara atılmanın verdiği heyecan içinde uyuduk. Otel güzel ve temizdi. Kahvaltısı güzeldi. Tek sıkıntı ters istikamette kalınca yolun, taksi ile bayağı dolaşarak otele varıyor olmamızdı.

İlk gün, Dubai’nin Deira bölgesini gezdik. Baharat ve Altın marketini gezerken güneşin yakıcı sıcaklığı pek bir hissedilirdi. Yazlık bir etek ve üstünden kalın askılı bir üst giyerek gezdiğimiz Deira bölgesinde yerlilerin bakışlarına ve doğu kültürünün bu yöndeki mentalitesine, diğer turistler gibi pek umursuz kalmaya çalıştık.

Deira, suk adını verdikleri pazarlarıyla 19. yüzyılın önemli ticaret noktası olmuştu. Bu bölgenin önemi 7 emirlikten sadece Dubai’nin zenginliğini, petrol yerine ticarete borçlu olmasından kaynaklanıyor.

Çocuk arabaları ile kalabalık pazar yerlerinde üstü kapatılmış pasajları yürüdük. Rolex marka saat satmaya çalışanların seslenişleri arasında gözüme ilişen Arapça tabelalar ve pastel renkli baharatlar kokuları bölgenin “doğululuğunu” daha aşikar kılıyordu ve şimdi düşündüğümde Dubai’de gezdiğimiz yerler arasında en beğendiğim, en saf ve doğal bulduğum bölge olmuştur Deira.

Pasajlarda, kandūrah veya suriyah denilen uzun kollu tek parça beyaz geleneksel giysiler içinde dolaşan Dubai yerli halkının bu giysileri iyi taşıdıklarını düşünüyorum. Bu giysinin sıcak yaz günlerinde hava dolaşımını sağladığı için vücudu serin tuttuğunu okumuştum bir yerde. O an ben de keşke böyle mi giyinsem diye düşünmedim değil hani.

Abra denilen suyun içinde giden taksiye binerek Deira nehir körfezinde bir saat dolaştık. Aşırı sıcaktı. Tüm abrayı kiralamıştık. Çocuk arabalarıyla abraya girmiştik. Sıcaktan olsa gerek çocuklar resmen sırayla uyuyup uyanıyorlardı.

Dubai Körfezi tuzlu su körfezidir. Bazı kaynaklara göre, körfez Abu Dhabi nin ikinci büyük şehri olan Al Ain’e kadar uzanmaktaymış. Antik Yunanlılar bu nehre Zara nehri derlermiş.

Tarihi olarak körfez, şehri Deira ve Bur Dubai diye ikiye ayırıyor. 19. yüzyılda Al Maktum hanedanını oluşturacak olan Bani Yas kabilesinin fertlerinin bu bölgeye yerleştiği bilinir.

Abra turu sıcak ve neme rağmen güzel bir deneyimdi. Çocuklar dahil herkes keyif almıştı. Dubai’nin körfez boyunca sıralanmış görkemli binaları ve yerleşim yerlerini sudan seyretmek heyecan vericiydi. Bur Dubai Körfez’inde inerek, öğle yemeği olarak kalabalık bir restorantta falafel yedik.

Yemeğin ardından artık Dubai’nin yeni ve modern çehresini görmenin zamanı gelmişti.

Nasıl Paris Eyfel Kulesi ile bütünleşmişse, Dubai de Burj Khalifa ile bütünleşmiş. Babil Kulesini hatırlatan dünyanın en yüksek binasına çıkmak için önceden online bilet almıştık. Toplam 264.00 dolar (4 yetişkin ve 1 çocuk) biletlere ödedik. (İki miniğe bilet gerekmedi, 2 yaş altı oldukları için) Girişimizi saat 4 ile 7 arası olarak seçtik çünkü 5.30'da batacak güneşi yakalayıp, hem gündüz hem de gece haliyle şehri yakalamak istedik.

Efsaneye göre, ve Tevradın yaratılış kısmında bahsedildiği üzere, bir zamanlar dünya tek bir dili konuşuyormuş. İnsanlar doğuya gittik sonra düzlük bir alan olan Şinar’ı bulmuşlar ve oraya yerleşmişler. “Gelin, tuğla yapalım ve iyice pişirelim” dediler ve taş yerine tuğla, katran yerine çimento kullandılar.

Ve şöyle dediler: “Gelin kendimize bir şehir inşa edelim ve bir kule, ucu cennette olsun. Gelin kendimize isim yapalım ve tüm yeryüzüne dağılalım.”

Hikayenin devamına göre, Tanrı aşağı gelip, evlatlarının inşa ettiği şehri ve kuleyi görür ve der ki: “İnsanlar birdir ve tek bir dilleri vardır ve bunu yapmaya başladılar. Artık yapmayı önerdikleri kendilerinden eksik edilmeyecek”.

“Gelin, aşağı inelim ve dillerini karıştıralım ve birbirlerini anlamasınlar”.

Ve Tanrı yeryüzünde onları dağıtır ve şehri inşa etmeyi bırakırlar.

Bu ilginç hikayeyi hatırlatan Burj Kalifa, 2010 yılında çölün ortasına inşa edilmiştir.

Kulenin inşasının amacı elbette gözleri Dubai’ye ve zenginliğine çekmekti ve bunu başardılar çünkü öyle bir kule inşa ettiler ki onu görmezden gelmek imkansız.

Rasid bin Al Maktum 50 yıl önce hayalini kurarken, "gelin kendimize bir şehir inşa edelim ve bir kule" derken acaba çölün ortasında bu abartılı mega şehre dönüşebileceğini bu derece bekler miydi?

Kulenin üstüne asansörle çıkmamız saniyeler sürdü. Ancak önceden bilet almamıza rağmen kuleye çıkmayı beklememiz bir saati buldu. Miran ile “taş makas bıçak” oyununu oynarken Mila ve Mehmet sıradan kaçıp koşuyorlar, biz de onların arkalarından koşuyorduk. Çocuklu seyahat etmek bazen zor olabiliyor işte...

Kulenin üstünde ise güzel bir gün batımında yavaş yavaş ışıklanmaya başlayan mega şehir Dubai’nin gökdelenlerine ve zenginliğe şahit olduk. 163 katlı kulenin 124. katına çıkılabiliyor. Dünyanın üzerinde dünyaya hükmediyormuşsun hissi uyandırıyor insanda. Çocuklar durduğu kadarıyla fotoğraflar çekip kuleden aşağı iniş yolunu tuttuk. Kalabalık bunaltıcıydı. İniş yolu ise karışıktı. Ya da biz kaybola kaybola inmişizdir belki.

Meşhur Dubai Mall’dan inerek, meşhur su fıskiye gösterisini Michael Jackson'ın thriller şarkısı eşliğinde izledik. Sonra Mall’daki bir İtalyan restorantında yemek yedik.

Taksi bulup otele dönmek için zorlandık ama nihayet becerdik. Biz taksiler konusunda sıkıntı çektik açıkçası. Hem sıra bekledik hem de hep pahalı geldi bize bu iş.

Ertesi gün en miniklerimize otelde Filipinli bakıcılar ayarlayıp sadece Miran’ı alıp Dubai çölünde safari yaptık. 100 dolar kişi başı ödediğimiz çöl safari turumuza 4x4 çölde safari yanında kumda kayak ve deveye binmek de dahildi. Çok eğlenceliydi. Özellikle Miran kumulların üstünde giden cipin içinde çok eğlendi. Hiç korkmadı.

Aramızda İfakat biraz etkilendi yolda. Tansiyonu düştü, sıcaktan bunaldı. Sıcağa dayanıklı değilseniz, hassas ise bünyeniz etkilenebilirsiniz sanırım bu inişli çıkışlı Arap Çölü macerasından. Çöl, üstünde yürümek istediğim yerler arasında yer alıyordu. Arap çölünde geçici bile olsa iz bırakmak, kumlara uzanmak, kum tepelerine tırmanmak sıcağa rağmen eğlenceliydi. Miran ile Levent ayrıca turun bir parçası olarak, kum kayağındaki başarılarını sergilediler çölün ortasında. İnanılmaz eğlendiler.

Levent ile ben turun bir parçası olarak deveye de bindik. Miran deveyi tahmin ettiğinden daha büyük bulunca binmekten vazgeçti.

İfakat ile Musa safari sonrası gölgede dinlenmeyi tercih ettiler.

Bu turlar genelde gece düzenlenir, ardından da çölde kurulan çadırlarda yemekler yenir, danslar izlenir. Ancak biz iki miniği otelde o kadar uzun saat bırakmak istemediğimiz için sabah turunu satın almıştık. Bunun da bedeli sıcak hava oldu tabii.

Saati 30 AED ödediğimiz bebek bakıcılığı hizmetinden de memnun kalmıştık. Çocukların zaten uyku saatine denk geldiği için onlar da rahatça otel odasında uyumuşlar.

Otele gelip biraz dinlendik. Öğleden sonra meşhur Burj Al Arab, Jumeira Camii, Palmiye Adası ve Atlantis Otel'e gittik.

Türkiye kanallarında Dubai ile ilgili pek çok belgesele rastlamışımdır. Ve genellikle dünyanın bu çok yıldızlı lüks oteli Burj Al Arab hakkındaki yayınlar hep aklıma kazınmıştı eskiden beri. Yelken şeklindeki abartılı bina, uzun yıllar sonra Burj Khalifa ile birlikte dünyanın harikaları listelerinde olur sanırım.

Palmiye adası yukarıdan bakınca ancak anlam ifade ediyor ama yine de doğal olmayan, insanların yaptığı bir ada üzerinde yürüdüğümüzü bilerek dolaşmak çok da kötü olmamıştı.

Bir günümüzü de Dubai Mall'da dolaşmaya ayırdık. Koca alışveriş merkezinde kaybola kaybola dolaştık. Miran'ı Mall'un içindeki Kidzania'ya götürdük. Çok eğlendi. Biraz pahalı olmasına rağmen alışveriş yaptık.

Hayatımda duyduğum en güzel ezanı duydum Dubai Mall'da. Kayıt olmasına rağmen bu ses ile İslam dininin büyüsünü hissetmemek hiçkimsenin elinde değil sanırım.

Bir tavsiye vermek gerekirse, Dubai sıcağının aksine, Mall'un için çok soğuk oluyor klimalardan dolayı. O nedenle yanınızda bir hırka, özellikle çocuklar için bulundurmalı.

Dubai Mall'un büyüleyen ezanı...

ABU DHABİ

Ertesi gün ise başkent Abu Dhabi için tur satın aldık. Klimalı bir minibüs ile gezdiğimiz Abu Dhabi'de giyim kuşamımıza dikkat etmemiz gerektiği için kapalı giyindim olabildiğince. Sheikh Zayed Büyük Camii gitmek istediğim yerler listesinde vardı. Ve tahminimden de güzeldi, inanılmaz büyüleyici bir atmosferi vardı.

Abu Dhabi'yi Dubai'ye göre daha ferah ve güzel bulma nedenim bu muhteşem camii mi bilemedim.

Nedense Arap bir yanımız varmış gibiyiz. Pek bir uyumlu olduk sanırım ortamla. Esmer olmanın bazen avantajı oluyor, dünyanın çoğunluğunun koyu tenli olduğunu varsayarsak, çoğu ülkeye uyum sağlayabiliyoruz.

Ve Abu Dhabi için rengim tabii ki bu güzel camiiyi gördükten sonra beyaz oldu.

Dubai Mall'dakinin aksine Camii'den okunan ezan canlı olarak okunuyordu. Ama benim favorim halen Mall'daki kayıt ezan.

Camiinin içinde, üzerinde bizim miniklerin yattığı, oturduğu ve herkesin belirli bölümlerinde yürüdüğü muhteşem İslam'ın rengi olan yeşil renk halı tüm görkemiyle seriliydi. 1200 kadın tarafından iki yılda dokunmuş bir halıymış bu.

Öğle yemeği için açık büfe güzel bir restorantta doğu yemekleri yedik.

Açık hava müzesine de uğradığımız Abu Dhabi sahilinden gökdelenlerle poz vermek güzel bir duygu olmuştu.

Tura dahil olarak Yas adasındaki Ferrari parkına da uğradık. Ancak bunu pek bir anlamlı bulmadım çünkü parkın sunduğu hizmetlerden yararlanamadıktan sonra orada kısıtlı bir süre bulunmak gereksiz gelmişti doğrusu.

Genel anlamda, Arap Emirlikleri bana göre bir yer olmamasına rağmen görülmeye değer bir yerdi. Doğu kültürünün en gelişmiş ve en abartılı halleriyle ön plana çıkan bir sürreal tablo olarak aklımda kalan bir destinasyondu.

Dubai arkadaşlarımız da dediğimiz İfakat, Musa ve minik Mehmet ile güzel vakit geçirdiğimiz bir seyahat olarak da seyahat anılarımıza eklenmiş oldu.

#Deira #Dubai #BurjKhalifa #Suk #BurjAlArab #arapçölü #AbuDhabi #SheikZayedCamii

15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n