• Değer Berkin

Peri bacaları ayaklarımın altında iç huzur arayışı... KAPADOKYA


“Okuyorum; seyahat ediyorum; oluyorum.” Derek Alton Walcott isimli bir şairin bu sözü beni çok etkilemişti.

Babamın sağlığının en kötüye gittiği üç zor ayın ardından onu kaybettiğimiz o en karanlık zaman, hayatımda bir çeşit aydınlanmaya yol açmıştı. Varlığımın anlamını ve huzuru aradığım bir düşü gerçekleştirmek için bir aydınlanma olmuştu.

Hayatımın listesini karalamaya başladım: ruhumun gezindiği ve kaybettiğim huzuru ve yaşamımın anlamını bulmaya çalıştığım bir dizi seyahat listesi.

Buna düş ismini verdim. Oluşturduğum hayal, dünyanın farklı yerlerine rastgele seyahatlerden oluşuyor. Bir plan sayılmazdı aslında, çünkü plan olsa bütün listeyi tamamlamak için kendimi bu işe adamam, çok para ve zaman harcamam gerekecekti. O yüzden bu, düş olarak da kalabilirdi.

Aslında hayalperest biri değilim pek ama bu düş, bir numaralı destinasyonum olan Kapadokya’ya giden o otobüste o gün öylece başlamış oldu.

23 Eylül 2015

Kapadokya’nın peri bacaları gibi sanki taş kesmiş hislerle yaptığım, İstanbul’dan Anadolu’ya hiç bitmeyecek gibi gelen gece otobüsü yolculuğu, Türkiye’nin ikinci büyük, dünyanın ise en büyük tuz göllerinden biri olan Tuz Gölü’nde nihayetlendi.

Eşim Levent ile sabahın 7’sinde güneş doğarken, yalınayak gölün üstünde yürüdük. Karşıtlıklar hoşuma gitmişti. Ayağımın altındaki buz hissi, başımın üstünde yavaş yavaş artan güneşin ısısı hayatımdaki tüm iyi ve kötü zamanların bir yansıması gibiydi. Hem vücudumu hem de ruhumu, ayağımın altındaki tuz zemin ile iyileştirdiğimi düşündüm.

Ertesi gün, sıcak hava balonuna bindik. Türkiye’nin güzel kasabası Ürgüp’te güneşin doğuşunu yakalamak için çok erken uyandık. Gökyüzünde 1400 metre yüksekte, tüm kaygılarımı sivri kayalara fırlattığımı varsaydım. Yüzüme vuran serin hava, balondan yayılan ısıyla karıştı. Hayatta bir kere yapılacak türden bu tecrübeleri tekdüze hayatıma daha sık katmalıydım.

Her sabah 5.30’da uyanmak, kahvaltı hazırlamak ve yapmak, işe gitmek için hazırlanmak ve oğlumu otobüs gelmeden okula hazırlamak ve minik kızımın sütünü içtiğinden emin olmak hafta içi rutinlerim arasındaydı. Trafikten kaçınmak ve arabama park yeri bulmak için daha erken işe varmak rutinimin başka bir parçasıydı. Rutinleri severdim oysa ama, ara sıra değişiklikleri fazlasıyla hakettiğimi düşünüyorum.

34 yaşıma yeni basmıştım. Yükseklik korkusuna rağmen bu düşü benimle paylaşan sevgili eşim Levent’e minnettarım. Üstelik, bir numaralı destinasyon bana Levent’ten gelen 34’üncü yaş günü sürprizimdi.

Güzel manzaralara yukarıdan bakarken, ruhumun arınıp temizlendiğini hissettim. Mutlu ve gururluydum çünkü düşüm için ilk somut adımımı inşa etmiştim.

Daha önce de çok seyahat edip, seyahat günlükleri yazmışımdır ama bunlar hayatımın bir parçasıydı, anlamı değildi. Sanırım hayatın anlamı seni en mutlu kılan şeyleri yapmak ya da yapmaya çalışmaktır. Beni en mutlu eden şeyin ise seyahat etmek ve dünyayı gezmek olduğu aşıkardı. Bunu anlamak için bir aydınlama yaşamak için bir karanlık dönem şarttı.

Yükseklerin ardından kendimi 60 metrelik bir derinlikte olan Derinkuyu yeraltı şehrini gezerken buldum. Bu şehir 20.000 kadar insanı, yiyecek ve besin hayvanları ile birlikte, barındıracak kadar büyüktü.

Kapalı alanda olmamıza rağmen bir şekilde hissettiğimiz hava boğulma hissi vermiyor rahat nefes alıyorduk.

Yeraltı şehrinin tamamı Bizanslılar zamanında inşa edilmiş ve Arap-Bizans savaşlarında (780-1180) Araplardan korunmak için kullanılmıştı. Mağaraların yumuşak volkanik kayalarla ilk kez Frigyalılar tarafından milattan önce 8’inci ya da 7’nci yüzyıllarda inşa edildiği bilinmektedir.

Bölgede yayılmış duran tüm o büyüleyici peri bacalarından en çok “üç güzeller”den etkilenmiştim.

İkisi büyük biri minik olan bu üçlü peri bacası hakkında birçok hikaye var. Bazıları bunların tanrıça Atina, Afrodit ve Hera olduğunu söyler. Bu bilindik hikayeyi hatırladım. Ölümlü Paris’ten aralarından birini seçmesini isterler. Hera, Paris’e Avrupa ve Asya üzerinde güç sahibi olmayı teklif eder. Atina ise akıl ve savaşa dair yetenekler teklif eder. Afrodit ise dünyanın en güzel kadını olan Helen’i teklif eder. Paris, Afrodit’in teklifini yani Helen’i seçer. Ancak Helen, Sparta Kralı Menelaus ile evliydi. Ve işte meşhur Truva savaşı patlak verir.

Rehberden ise bu güzeller ile ilgili pek de bilinmeyen, ilginç, bir başka hikaye dinlemiştim. Eski çağda, kralın kızı bir çobana aşık olurdu. Babasının kendisini varlıklı bir aile ile evlendirme planını bildiği için kralın kızı gerçek aşkı olan çobana kaçar ve onunla evlenir. Kral çok kızar ve bu evliliği reddeder. Aşık çift yıllarca saklanır. İlk çocukları dünyaya geldikten sonra prenses, kendilerini kabulleneceğini düşünerek, babasına gider. Ama prenses yanılır. Kral yıllar içinde daha da zalimleşmiştir ve hepsinin öldürülmesi emrini verir. Kolunda bebeğini taşıyan prenses ve çoban kaçmaya çalışırken, tanrılar onları sonsuza dek birarada kalmaları için taşlaştırır.

Kapadokya, güzel bir bölge için güzel bir isim bence. Eski Perslerde, bölgeye “güzel atlar ülkesi” anlamına gelen Katpatuka deniyormuş.

Türkiye’de Nevşehir, Kayseri, Kırşehir, Aksaray ve Niğde’yi kaplayan Kapadokya din açısından da önemli. Hristiyanlığın yayılmasında Hristiyan toplulukların, çok tanrılı Romalıların zulmünden kaçmak için gizli vadilere sığınmaları bakımından bölgenin önemi hakkında tur rehberinden iyi bilgiler almıştık.

Bu peri bacaları birçok medeniyet, din, inanç, değer, insan, iklim gibi birçok şeyin etrafında değiştiğine şahit olmuşlardı. Keşke bir zaman makinesi olsaydı ve zaman içinde yolculuk yapabilseydik ve hayal ettiğimiz tüm değişimleri gözlerimizle görsek, peri bacaları gibi, belki üç güzellerden biri gibi.

Bu düşüncelerle İstanbul’a giden gece otobüsünde uykuya daldım ve böylece bir numaralı destinasyomun bir masal büyüsünde sayfasını kapattım. Sonra ise günlük yaşamının ve rutinlerimin içine uyandım. Valizimin içinde birçok anı getirerek içsel yolculuğumu tamamlamanın verdiği huzurla, listemdeki ilk maddeyi işaretledim.

Kapadokya bölgesinde kısa bir Bayram tatili sırasında 2 gece 3 gün kaldık. Pek yaptığımız iş değil, ancak tur paketi alıp gittik. Tur paketimizin reklam sloganı : Cennetten tarihe, masaldan gerçeğe. Güzel atlar ülkesi Kapadokya…

Gezdiğimiz yerler ise sırası farklı olarak: Aksaray, Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Avanos, Hacı Bektaş, Ihlara Vadisi, Paşabağ, Derin Kuyu Yer altı Şehri, Dervent Vadisi, Güvercinlik Vadisi, Çavuşin, Turasan, Asmalı Konak, Göreme Açık Hava Müzesi, Tuz Gölü.

(Not: Bu yerlerden sadece benim için en anlamlı gelenlerden yazımda bahsettim.)

#Kapadokya #Balon

15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n