• Değer Berkin

Güneşin Peşinde 4 - Shwedagon tapınağı ışıltısında YANGON


Myanmar deyince siyasi gündemde şu sıralarda sürekli haberlerde rastladığımız Arakan bölgesinde Müslümanların dramı yer alıyor. Myanmar'ın dünyaca sevilen ve Nobel barış ödülüne layık görülen kadın lideri Aung San Suu Çii'nin bile bu zulme engel olmamasına tepkilerin çığ gibi büyüdüğü bu dönemde, sizinle bu yıl Nisan ayında eşim Levent ve çok sevdiğimiz arkadaşlarımız Bahriye ve Hakkı ile yapmış olduğumuz Myanmar seyahati anılarımı paylaşırken, Myanmar'ı başka bir gözle, bir gezginin notlarını okuyarak da tanımanızı istedim.

Tarih yazılırken her ülkede geride acılar kalarak yazılıyor. Ama dünyada bazı ülkeler var ki diğerlerine göre daha az şanslı. Acılar, doğal afetler, savaşlar, askeri yönetimler ve fakirlik bir türlü tarih olamıyor ne yazık ki...

Öyle bir ülke ki, adı bir zamanlar Birmanya, başka bir zamanlar Burma, şimdilerde ise Myanmar... Bir zamanlar üzerinde güneş batmayan Britanya İmparatorluğunun sömürgesinde Hindistan'ın bir parçası olmuş, bir zamanlar ise askeri darbe sonucu oldukça sıkı bir biçimde yönetilmiş. Başkenti sürekli değişen çalkantılı bir ülke Myanmar...

Ve Yangon... Myanmar'ın en büyük kenti... 2006 yılında askeri yönetim, değiştirmeye karar verinceye kadar ülkenin başkentliğini yapmış, dünyayı dolaşan herkesin muhakkak ayak basması gereken muazzam bir yer...

Myanmar'a Tayland üzerinden kara yolu ile gelmiştik. Dolayısıyla mega şehir olarak bir önce gezdiğimiz yer İstanbul'un uzakdoğu haline benzettiğim Bangkok'tu. Yangon'a geleceğin Bangkok'u diyorlar. Bu nedenle Yangon'un 10 yıl sonraki halini yeniden görmek de ilginç olurdu sanırım.

Turizme yeni yeni açılan bir ülke olarak Myanmar'da çok fazla turist kalabalıkları olmuyor henüz. O nedenle insanlar, turistleri gerçekten seviyor, yürüyen para olarak görmüyor, Bangkok'un aksine...

Zengin doğal gaz ve petrol rezervleri, tik ormanları, değerli madenleri bulunan bu büyülü ülkeyi, güleryüzlü halkının gün gelip de bu zenginliklerden - öbür dünyada yararlanmayı ummak yerine - şimdiki hayatta da dış ülkelerin müdahaleleri olmadan sadece kendilerinin kullanabildikleri bir refah düzeyine çıkabilmelerini dileyerek dolaştım.

Yangon deyince kutsal Shwedagon tapınağı ve onun ışıltısında parlayan, İngiliz koloni dönemine ait hayranlık uyandıran köhne binalar yerleşiyor anılarımıza.

Biz yolun ortasında fotoğraf çekinirken... Bizim yoldan çekilmemizi sakin bir şekilde bekleyen bir taksinin varlığından habersiz...

Önce Shwedagon tapınağı ile başlayacak olursak, bu kutsal Altın Tapınak diye de bilinen Budist tapınağı yaklaşık 2500 yıl önce, Buda ile tanışan iki kardeş keşiş tarafından kurulmuştur.

Shwedagon tapınağında kutsal olan Buda'nın saçı da bulunmaktadır. Uzak doğu Budist tapınaklarını gezenler bilecektir, Buda saçları birçok tapınakta kutsal bir şekilde bulunmaktadır. 99 metrelik pagodanın üst kısmında bulunan Budizm'in kutsal stupa'sı tamamen altın kaplıdır ve üzerinde yaklaşık 5000 adet mücevher bulunur. Bu mücevherlerin en büyüğü 72 karatlık bir elmastır.

Meditasyon, ibadet gibi alanlarda hizmet veren tapınak şehrin her yerinden görünüyor.

Araştırmalarıma göre, Shwedagon Pagoda'nın temeline inen 4 tane tünel varmış ve bu tünellerde ne olduğundan kimsenin haberi yokmuş. Bazı efsanelere göre tünellerde hiç durmayan ve sürekli dönen kılıçlar varmış. Bu kılıçlar tapınağa giren davetsiz misafirleri engellemek içinmiş. Bazı rivayetlere göre ise tüneller Bagan'a ve hatta Tayland'a kadar uzanıyormuş.

Gece treni ile Mawlamyine'den ulaştığımız Yangon'a sabah 10 gibi varmıştık. Gece treninde pek rahat edip uyuyamadığımız için, ilk önce yürüyerek tren istasyonundan ulaştığımız East Otel'deki odalarımızda bir iki saat uyuduk.

Uyanınca tapınağa doğru giden yolda bir restorantta hızlıca "fried rice with sea food" yedikten sonra muazzam tapınağın önünde Bahriye'nin tanıştığı Yangonlu rehberimizle buluştuk. Bizi ilk olarak bildiği iyi bir turizm acentesine götürmesini istedik. Çünkü ertesi gün gideceğimiz Inle Lake(Inle Gölü)'e uçak bileti almamız lazımdı. Ne de olsa uzun bir kara yolu yolculuğunu ne bünyemiz ne de yoğun programımız kaldırırdı.

KBZ havayolları ile uygun fiyata bulduğumuz uçak biletlerimizi aldıktan sonra, rehberimiz Steven ile şehir yürüyüş turumuza başladık. Sadece bir öğleden sonramızı geçirdiğimiz Yangon, kısa sürede gezilecek bir yer değil ancak çok vaktimiz olmadığı için en iyi şekilde değerlendirmeye çalıştık.

İngiliz döneminden kalan o muhteşem mimari yapıları ve batının mimarisi ile doğunun renkleri birleşmiş muazzam bir sentez oluşmuş ancak yıpranmaya yüz tutmuş sıralı apartmanlarıyla Yangon'u inanılmaz etkileyici bulduk. Düzgün bir şekilde ayrılmış caddeleri muhteşem tapınağa çıkıyordu.

Apartmanlardan o kadar etkinlendik ki, rehberimiz bir tanesinin içine kadar girmemizi sağladı. Kapıdan utanarak da olsa apartman dairesinin içine bir baktık. Böyle bir şeyi Avrupa'da yaptığınızı varsayın. Gerçekten tuhaf hissettik ama insanlar pek de bundan rahatsız gibi durmadılar neyse ki.

Dış yatırımlara yeni açılan Myanmar'daki bu ihtişamlı binalar ne yazık ki bazen yıkılarak, bazen ise restore edilerek otel gibi yeni işletmelere dönüşmektedir. Bu blok binaları, zamanında görüp fotoğraflayabildiğimiz için kendimizi şanslı hissettik.

Caddelerde köşe başlarında yer alan tezgahlarda betel nut dedikleri yaprakları satan satıcılar vardı. Herşeyi denemekten geri kalmayan sevgili kocam hemen denedi tabii. Dediğine göre bel ağrısına, yorgunluğuna iyi gelmiş ve daha rahat Yangon'u gezebilmiş. Yaprakları çiğneyip çiğneyip tükürdü. İçindeki kırmızı baharatları tutkal gibi beyaz bir madde ile yaprağa yapıştırıyorlar. Yollarda çok sık karşılaştığımız, kırmızı tükürme lekeleri şimdi daha bir anlam kazanmış oldu. Betel nut dedikleri zargan.com'da türkçesinin tembul fıstığı olarak çevrildiği yapraklar yasal olarak Myanmar'da birçok kişi tarafından kullanılıyor. Kullananların genellikle dişleri kırmızı veya turuncu renk oluyor.

Myanmar kültürünün somut bir öğesi olan tanakadan bahsetmeden bu yazı tam olmaz.Tanaka dedikleri sarı renkli kozmetik macunu, Burmalı çocuklar, gençler ve kadınlar yüzlerine ve bazen de kollarına sürüyor. Sandal ağacı aromalı, ağaç kabuğundan yapılan bu macun eski bir gelenek ve cilde iyi geldiği söyleniyor. Tabii herşeyi deneyen kocamdan bahsetmiştim ama benim de kalır yanım yok yani. Sonradan Bahriye'nin söylediği üzere farelerin dolaştığı bir sokakta yürürken biz, yerli bir kadın yüzüme tanaka sürdü. (Tabii ben rehbere denemek istediğimi önceden söylemiştim. O da kadından rica etti haliyle kadın da bana öyle sürmüş bulundu.) Cildimde inanılmaz bir rahatlama hissettim, bu macun cildi aynı zamanda güneşten koruyor. Ama ne yazık ki benim cildimde Burmalı güzel kadınlarda durduğu gibi güzel durmadı. Hatta hiç yakışmamış ve komik duruyormuşum, sonradan fotoğraflarıma bakınca anladım. Oysa onu sürünce yüzüme, ben kendimi iyice Burmalı bir kadın gibi hissetmiş ve çok güzel göründüğüme inanmıştım.

Ve en komiği ise İngiliz aristokrasisinin sembollerinden olan ve eskiden yerlilerin giremediği meşhur Strand Hotel Yangon'da kahve ve çay molası vermek için Myanmarlı rehberimiz yanımızda, tanaka ise yüzümde girmemiz oldu. İngiliz yazar George Orwell'in bu otelde kaldığı bilinmektedir. Ama ne yazık ki otelin tarihi hakkında otel çalışanlarının pek bir bilgisinin olmaması biraz hayal kırıklığına uğratmadı değil bizi.

Otelin barında tanıştığımız Romanyalı bir kadın ile İtalyan bir müzisyen çift ile tuhaf bir sohbette bulduk kendimizi. Yangon'daki karakterimizi Romanyalı kadın olarak belirlemek istiyorum. Çünkü kadın, Myanmar'a gelmeden önce okuduğum George Orwell'in ilk kitaplarından olan Burma Günleri'ndeki Elizabeth karakteriydi.

Burma Günleri romanında İngiliz Elizabeth, Paris'ten o zaman Hindistan'ın bir bölgesi olan Burma'ya yerleşmek zorunda kalıyor. Orada görev yapan İngiliz memur Flory ise erkek ana kahramanımız. Flory Burmalılara karşı sempati duyarken, yerlileri çirkin bulan ve küçümseyen Elizabeth'e onları sevdirmeye çalışıyor ama nafile. Elizabeth gözü yükseklerde ve yerlilerden ve onlarla ilgili herşeyden tiksiniyor.

Romanyalı kadın, barda bize Yangon'da bir pazara gittiklerini söyledi ancak orada pek duramadığını hemen otele geri kaçtığını anlattı. Oteldeki Sezar tavuk salatasını çok beğendiğini ve uzakdoğu seyahatleri arasında Bali'nin en favori yeri olduğunu anlattı. Ve giyimi ve tavırlarıyla da Elizabeth'liğini pekiştirmişti gözümüzde. Göğüs dekolteli Siyah bir elbise giyiyordu, elbisenin üst tarafı sütyen gibiydi ve karnı açıktı, teni görünüyordu.

Kısa molamızın ardından, yürüyüş turumuza hava kararmadan devam etmeye koyulduk. Birçoğu günümüzde Myanmar'da halen kullanılmakta olan İngilizler tarafından inşa edilen ofis binalarını gördük. Yüksek mahkeme, kaza mahkemesi ve postane gibi...

Altın güneşin, altın tapınağın ardından batışına şahit olduk, hep güneşin peşinde dolaştığımız Myanmar'da.

Hava kararınca büyülü Shwedagon tapınağına gittik. Akşam güneş battıktan sonra gidilmesini şiddetle tavsiye ederiz. Altın kubbe şehrin merkezinde daha bir ışıltılı ve ihtişamlı duruyordu. İçi ise en az dışı kadar aydınlık saçıyordu. Dini ibadet yerlerini gezerken içim hep bir huzur dolar. Yalınayak gezmek ise orada beni pek tedirgin etmemişti. Alışıyordum sanırım.

Rehberimiz Steven bize tapınağı ziyaret etmekle ne kadar ayrıcalıklı olduğumuzu anlatırken, dünyanın ve Myanmar'ın birçok yerinden birçok Budist'in buraya hacce geldiklerini, birçok Budistin ise imkansızlıklar nedeniyle gelemediğini söyledi.

Giriş için 8000 kyat ödedik. Levent ayrıca deposit bıraktı çünkü askılı ve kısa şort giydiği için, üstüne giymesi için geleneksel Myanmar kıyafeti verdiler.

Kocamdır diye söylemiyorum, yerlilerden daha yakışmış kanımca.

Buda heykellerinin 4 temel postürlerinden - oturan, duran, yürüyen ve yatan - tasvirleri arasında en çok yatanları beğendim.

Bir arkadaşım bana insan hayatının dört ayaklı masa gibi olduğunu ve sağlam olabilmek için bu ayakları sağlam tutmamız gerektiğini söylemişti. Bu dört ayak, aile, iş, arkadaşlar ve dini inançlardan oluşuyor.

İnançlar hakkında son iki senedir çok düşünüyorum. İlk kez Hinduizm ile tanıştığım Bali seyahati ve şimdi ise Budizm ile tanıştığım Tayland ve Myanmar sonrası bu iyice aklımı kurcalayan bir konu olmuştur.

Görkemli tapınakları gezdikten sonra Budizm'e ayrı bir sempati duyduğumu inkar edemem.

Budizm, Buddha kelimesinden geliyor. Buda, Sanskritçe ve Pali dillerinde “uyanmış kişi” ve “farkında olan’ demek. Budizm insanların hayattaki acı, ızdırap ve tatminsizliklerinin kaynaklarını açıklayarak bunları gidermek için yol gösteren bir inanış, öğreti, felsefe… Öğretilerinin ana çatısı neden sonuç ilişkisiyle birlikte meditasyon, reenkarnasyon ve karma oluşturuyor.

Budizm öğretileri der ki, "İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır."

Çin’de Taoizm, Japonya’da Zen, Tibet’te Bön ve İslamiyet’te tefekkür gibi izlediklerine rastlamak mümkün. Dünyanın neresinde olursa olsun arınma, huzura erme, yaşamın anlamını bulmak için yapılanlar benzerlik taşıyor.

Muhteşem tapınağımızı gezdikten sonra Chinatown'a gidip akşam yemeği fikri o an hoşumuza gitse de Chinatown pek de umduğumuz gibi çıkmadı ve pek bir şey yemedik. Otelimize yürüdüğümüz caddeler de ne yazık ki temizlik konusunda sınıfta kaldı.

Gece otelimize dönüp otelde hamburger ve sandviç yedik çünkü Chinatown'dan aç dönmüştük. Yemeğimizi yerken de ertesi gün İnla Gölü'nde kalacağımız muhteşem otelimizi ayarladık.

Myanmar'da konfor alanımdan çıkarken beni en fazla zorlayan nokta temizlik ve hijyen konusu olmuştur. Sineklerin uçuştuğu yerlerde yemek yemek, yerlerde çöplerin atılı olduğu caddelerden geçmek, tapınakları çıplak ayak ile gezebilmek gibi zorlukları başarıyla tamamladığımı düşünüyorum. Hayata bakış açımı genişleten bir macera olduğu şüphesiz. Bir arkadaşımın bana anlattığı kurbağa hikayesi gibi.

Kurbağaya sormuşlar gökyüzü ne kadar büyük diye. Kurbağa ise kuyunun ağzı kadar demiş. Benim gördüğüm gökyüzü artık ne mutlu bana ki daha bir geniş...

#Yangon #Shwedagon #BetelNut #Tanaka #StrandHotel #BurmaGünleri

15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n