• Değer Berkin

Güneşin Peşinde 3 - Yangon'a gece treni


Siam-Burma arası 2. Dünya Savaşı sırasında Japonlar tarafından inşa edilen Ölüm Demiryolu diye bilinen rotanın, devamı olan demiryolu hattını kullanarak Mawlamyine'den Yangon'a gece treni ile yaptığımız yolculuğumuz tek kelimeyle inanılmaz bir deneyimdi.

Başından sonuna bir serüvendi. Gündüz aldığımız "First Class" biletimiz ve bakkaldan aldığımız yemişlerimiz ellerimizde, eşyalarımız sırtlarımızda tren istasyonundaydık, trenin kalkmasına 40 dakika kala.

Bir süre görevli aradıktan sonra birini bulup hangi trene bineceğimizi öğrendik. Gelecek olan ikinci tren, bizimki olacaktı.

Beklerken dakikalar çok hızlı geçmişti. Çünkü yerlilerin meraklı bakışları içerisinde tek yabancı olarak dikkatlerin merkezindeydik. Bahriye ve Levent'in sarma tütünlerini yerlilerle paylaşmaları, bize olan ilgiyi iyice arttırmıştı. Rızla marka kağıt içine yerlilere Old Holborn tütünler sarmaları, gezinin son günlerinde kağıtlarının tükenmesi ve Myanmar'da da aynılarını bulamamaları sonrası acı bir pişmanlığa neden olacaktı, o an bunu düşünememişlerdi.

İlk tren gelmişti. Sonraki tren bizimdi. Hangi vagonda, kaç numaralarda oturacağımıza bakıp biletimize, ikinci gelen trene doğru yürümeye başladık.

Burma trenlerinde sonradan öğreneceğimiz şekilde üç çeşit sınıf var. "Upper Class", "First Class" ve "Ordinary Class". Biz iki çeşit sanıyorduk. Ve biletimizi alırken bize sorduklarında bir havayla "First Class" demiştik. Nasıl bilebilirdik ki!

Tren ikinci platforma gelmişti, biz ilk platformu tren raylarının üstünden geçerek gittik. Alt geçit ya da üst geçit haliyle yoktu.

Vagonumuzu ararken önde giden ben, hala daha dökülmüş yemek olduğuna inanmak istediğim, pirinç bulamacı gibi görünen pisliğe basıp bir patinaj yaptım. Ardımdan gelen Bahriye de patinajıma katıldı. "Kusmuk muydu?" diye düşünürken bir vagonun içinde bulduk kendimizi. "First Class" yazıyordu. İçinde ise değişik cinsten birçok sineğin uçuştuğu; çocuk, kadın ve erkeklerin yerlerde serili yattığı; tuhaf kokuların olduğu; gözlerimizin beynimize hala daha bu görüntüleri mesajlarken zorlandığını çok net hatırladığım "First Class" vagonumuzdaki 43,44, 45,46 nolu bizim sandığımız koltuklarımızı böylece gördük.

Biletimizde yazan bu numaralarda Burmalı bir kadın ve yerlerde uyuyan çocukları vardı. Yerimizin orası olduğunu anlatmaya çalıştığı kadın ile pek bir diyalog kuramadık. Telaş ve şok içinde trenden aşağı inip bir görevli bulduk. Görevli bize başka bir vagona kadar eşlik edince, ilk girdiğimiz vagonun yanlış olduğunu böylece anlamış olduk. O vagonlar sonradan eklenmişti. Çünkü ilk girdiğimizde önde başka vagon yoktu. Nitekim biz bu vagondaki koltuklarımızı görünce, trene binmeye razı olduk. Çünkü sinekler uçuşmuyor, yerde kimse yatmıyor, tuvalet kokusu da etrafa yayılmıyordu.

Trenin tüm camları tamamen açıktı. Tavanda vantilatörler vardı. Ama en üzücü kısım ise koltuklarıydı. Diktiler ve kesinlikle yatmıyordu. Üstelik o kadar dardı ki karşılıklı oturunca, diz dize göz göze pek samimi oluyorduk. Levent'in bel fıtığından dolayı ağrıları tamamen geçmemişti ancak bu tren yolculuğu sonrası fıtığının doğal süreçte tedavi edildiği düşüncesindeyim. Çünkü tren yol almaya başlayınca neredeyse bizi Mawlamyine'e çılgın sürüşüyle getiren şoförün kullandığı arabadaki kadar sallanıyorduk. Trenden çıkan ses ise cabası. Ama en sinir bozucusu ise trenin hızıydı. İnsek yürüyerek yetişirdik diyebilirim.

Bu yaşadıklarımızı yazıya dökerken amacım Myanmar demiryolunu kötülemek değil kesinlikle. Yine biner miyim diye sorarsanız, kesinlikle binerdim derim. Bambaşka bir serüven olmuştu.

İlk kez hayatımda bir vasıtada uyumadığım için bir ilke imza attım. Neden uyumadım diye sorarsanız, sırayla camdan bize çarpan böcekleri ve bizi ısıran sinekleri, yol ilerledikçe artan tuvalet kokusunu, rahat olmayan koltuğu ve tren raylarından gelen sesi sıralayabilirim. Çıkan ses ile şarkı bile yapmıştık Levent ile. "Tam ta tam, ta tam ta tam", hatta uyuyamayınca, sırtımız belimiz tutulup da ayağa kalkıp uydurduğumuz şarkıyla dans bile ettik. Yerlilerin tuhaf bakışları artık pek önemsizleşmişti. Neredeyse tüm sinek spreyimizi bitirmiştik.

Tam uykuya dalacakken ya tren boruya basıyor, (ki sonradan bunu raylarda oturanlara ya da yürüyenlere kalkması için uyarı vermek için yaptığını gördüm) ya da satıcılar başlarında yiyeceklerin olduğu tepsi ile "camayi camaya" gibi duyduğumuz seslerle koridordan geçiyorlardı.

Anlayacağınız zaman çok zor ilerliyordu. Ama başardık sabah olmuştu artık.

O kadar bir tiksinmiştik ki kokudan ve sineklerden, o aldığımız yemişleri değil yemek, hepsini olduğu gibi trende bıraktık.

Köylerden geçerken gördüğümüz manzaralar, tapınaklar inanılmaz güzeldi.

İşin başka bir boyutu ise birinci vagonun "upper class" olması ve koltuklarının yatıyor olmasıydı. Koltukların üzerinde ise beyaz çarşaflar serilmişti.

Evet yaşayarak öğrendiğimiz en önemli tavsiyemiz, yolunuz Myanmar'a düşerse ve trene binecekseniz, "upper class" bilet almalısınız. Hatta fazla alın iki kişilik koltuğa uzanın, nasıl olsa koltuk başı 3-4 tl, sudan ucuz yani...

Yangon (Rangoon)'a vardığımızda saat sabah 10 oluyordu.

Yollarda gördüğümüz o güzel doğa manzaralarının yanısıra "Kıbrıs'ta çevremiz gerçekten temizmiş" diye düşüncelere dalmamıza neden olan çöp yığınları ve atıklar da oldu. Ülkeyi kötülemek asla istemem ama bu da bir gerçek. Bu gerçeği göze alıp ordaydık biz zaten.

Titizlik ve temizlik konusunda hassas olan gezginlere buraları gezmelerini tavsiye ederim. Neden mi? Çünkü hayat bizim konfor alanımızdan çıktığımız anda anlam buluyor.

Dünyanın gelişmiş Avrupa'dan ibaret olduğunu ve bizim Kıbrıs'ta ise gelişemediğimizi düşündüğümüz anlar için pişmanlık çok hissetmişimdir.

Yangon tren istasyonu inanılmaz güzeldi. Terkedilmiş bir tren istasyonu gibiydi ama telaş ve karmaşa içinde insanlarla doluydu. Yine İngilizlerin Burma aşkını kıskandım. Bize de tren yolu yapmışlardı ama böyle güzel tren istasyonumuz hiç olmamıştı herhalde.

Biz Kıbrıslılar artık İngilizlerin yaptığı tren yolunu zaten kapatmış, şimdilerde zaten lüks Alman marka arabalarda geziyoruz. Sefaleti görünce yaşamımızın lüks kısmı daha gözüme batar oldu bu gece treni sonrası.

Myanmar'ın eski başkenti Yangon'a eski adıyla Rangoon'a böylece sabahlayarak hiç uyuyamadığımız yolculuğun ardından bir şekilde ulaşmış olduk.

Yangon'da bizi bekleyen serüvenler için sabırsızlık içindeydik ve Myanmar programımıza bağlı kalarak Mawlamyine sonrası ikinci durağımıza ulaşmanın sevinci de yorgunluğumuzu bastırıyordu.

#Yangon #gecetreni

15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n