• Değer Berkin

PARİS … Tatlı bir sarhoşluk tadında…

Updated: Nov 19, 2019


Öyle şehirler vardır ki, insan hep yine gitmek ister…

İlk kez Paris’i 15 yaşındayken görmüştüm. Sonra yolum ara ara düşmüştü Paris’e. Ama bu kez romantik Paris’i Levent ile beraber gezmek için sürpriz doğum günü hediyesi olarak birkaç günlüğüne bir kaçamak gibi aniden planlamış bulundum.

Kasım ayında aşk başkadır diyerekten, pain au chocolat’larını özlediğim Paris’e son dakikada yaptığımız valizlerle hazırlanıp uçtuk.

Fransa’nın bağımsızlığı için önemli bir siyasi ve lider olan Charles De Gaulle’dan ismini alan Paris Havaalanına vardığımızda öğle saatleriydi.

Havaalanının tren istasyonunda bilet satın almak için sıraya girdik. Levent 'neden otobüs almaylım' diye sorsa da ben tren alalım diye diretmiştim. Sonunda Levent’in dediğine gelerek otobüsle Paris merkezine geldik. Ama maceramızı yaşadıktan sonra. Kuyrukta bekleyip tren biletlerini aldıktan sonra, merkeze giden bir trende sahipsiz bir çanta bulunması nedeniyle trenlerin geçici olarak çalışmadığını öğrendik.

Sonra otobüs bileti için tekrar aynı sıraya girerek (ki artık bu sıra 3 katı olmuştu) uzun bir süre kuyrukta beklemek zorunda kaldık. Sonunda tren biletimizi içine verip, bizi merkeze götüren otobüs biletlerimizle değiştik.

Merkeze varınca çocuksuz seyahatin verdiği hafiflikten yararlanıp valizlerimizle yürüyerek – dolaşarak otelimize yerleştik.

7, rue (cadde) Mayran, Opera adresinde yer alan Hôtel de l'Ocean tipik bir Avrupa oteliydi. Temiz ve güzel kahvaltısı olan. Odası küçük ama rahat bir yerdi.

Levent pek istemese de hızlı bir atıştırma öğle yemeği yemek için bir dönercide durduk. Levent Paris’teki ilk yemeğini soğanlı bir döner olarak hayal etmese de yedik ve doğruca Champs Elysse caddesinde yürümek ve caddenin sonundaki Arc de Triumph (Zafer Takında) birkaç poz çekmek için yollara düştük.

Ardından ise Paris’in sembollerinde Notre Dame Katedrali’nin yolunu tuttuk.

Katedrale vardığımızda önünde fotoğraflar çekip, katedralin ön cephesini inceledik. Sonra bedava girişi olan katedralin içine girdik. İçi de dışı kadar güzel ve bir göz atmaya değer. Esas olay kulelere çıkmak kesinlikle. 10 Euro kişi başı giriş ücreti ödeyip bir süre sıra bekledikten sonra tırmandığımız 422 basamak bizi altımızda Paris’in serili olduğu bir manzaraya taşıdı. Tek kötü yanı balkon üstünün tellerle çevrili olması ki bu da can güvenliği amaçlı olduğu için anlaşılıyor.

Bu muhteşem gotik Katedral, 1163’te inşası başlamış ve toplam 170 yılda yapılabilmiştir.

Viollet-le-Duc’ın restorasyonu sırasında kulenin galeri kısmını süsleyen 56 adet mitolojik yaratık (chimera) yerleştirilmiştir. Kulede ayrıca 500 kiloluk bir de çan bulunuyor.

Katedral ile özdeşleşmiş başyapıt Victor Hugo’nun ünlü eseri Notre Dame'ın Kamburu’nu anımsamamak olmaz elbette.

19. yüzyıl eserlerinden olan Notre Dame’ın kamburu, Notre Dame’ın zangocu Quasimodo’nun Çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkı anlatılır. Victor Hugo o yıllarda harabeye dönen Notre Dame Katedrali’nin ülkenin ruhani kalbi olarak görmüş ve bu eseri ile dikkatlerin tekrar katedrale çekilmesini sağlamıştır.

Hava kararmaya başlamıştı Notre Dame Katedrali’nden dönerken. Roma’nın ünlü tavanında büyük bir deliği olan Pantheon’dan farklı bir hikayesi olan Paris’teki Pantheon’u ancak gece görebildik dışarıdan. Vaktimiz kısıtlı olunca elden bir şey gelmiyor. Pantheon’un içindeki mezarlık bölümünde ünlü kişilerin mezarları bulunuyor. Bu isimler arasında Victor Hugo da var.

Paris’teki öğleden sonramızı ve akşamımızı Viktor Hugo’nun izinde gezmiş sayıldık böylelikle.

Ertesi sabah güzel bir pain au chocolat’lı kahvaltının ardından yollara düştük. Sabahın erken vaktinde otele yakın olduğu için yürüyerek tırmandığımız Montmartre tepesine ulaştık.

Altımızda Paris, tüm görkemiyle Sacre Coeur Katedrali ise önümüzdeydi. 222 basamakla tırmandığımız sabah sporu olarak saydığımız Louise Michel bahçesinin sonunda Paris’in simgesel yerlerinden olan Sacre Coeur Basilikası tüm devasalığıyla duruyordu karşımızda. İsteyen fünikular da alabilir elbette çıkarken tepeye.

İçine girecek vaktimiz olmadığı için basilikanın etrafını gezdik ve fotoğraf çektik.

Montmartre, ressamların ve karikatürcülerin yol kenarlarında yer aldığı sanatsal bir bölge. Ancak biz sabahın 8’inde buraları tenha haliyle gördük. Sonrasında funi ile aşağı inip zaman kazanmak istedik. Yol üstündeki meşhur Moulin Rouge kabaresinin önünden geçtik.

Sonrasında ise Eyfel Kulesi için metro aldık. Invalides istasyonunda inip yavaş yavaş kuleye doğru yürüdük. İnternetten satın aldığımız rehberli tur ile biraz zor buluşsak da sonunda buluşup Eyfel Kulesinin tepesine tırmandık. Hava çok soğuktu ve rüzgarlıydı.

İşlenmiş demirden yapılmış bu kule ilk inşa edildiği zamanlarda bazı kesimlerce benimsenmemiş, hatta protestolara maruz kalmıştı. Bunlardan biri ise Fransız yazar Guy de Maupassant idi. Söylenenlere göre, sürekli Eyfel kulesinde yemek yediği görülen Maupassant’a neden kuleyi benimsemediğiniz halde burada yemek yiyorsunuz diye sorulduğunda verdiği yanıtta, kuleyi görmediği tek yerin orası olduğunu söylemiş.

Eyfel Kulesi, fransızların demir kadını… Işıkları ile duruma göre oynanan, yıl boyu inanılmaz rakamlarda turist çeken demir kule. Lisbon’daki Santa Justa asansörü, Tokyo’daki kule gibi birçok esere örnek teşkil eden Eyfel Kulesi… Paris’te en fazla fotoğraflanan turistik yer ve şehrin en yüksek yeri. Üzerinde antenlerin alıcıların olduğu demir kule. Gustave Eiffel’in kulesi…

Eyfel sonrası öğleden sonramızı iki müzeye ayırdık. İlki tabii ki meşhur Louvre müzesi, diğeri ise çok heyecanla görmek istediğim Museu d’Orsay.

Louvre için önceden aldığımız online bilet sayesinde zamanında içeriye girdik. O kadar büyük bir müzeye sadece bir saat ayırmanın verdiği ağırlıkla Levent’in en sevdiği sanat olan İtalyan Rönesans bölümünü gezdik. Devasa eserlerin arasındaki minik Mona Lisa’nın gözlerine bakmadan dönemezdik Louvre’dan elbette.

Favorim neydi diye sorun size Arcimboldo’nun meyveli, sebzeli portreleri derim hemen.

Rönesansı uyumlu bir kabul edişle, nedense hep sevmişimdir ama ona karşı tepki olarak doğan akımlar daha bir ilgimi çeker.

Rönesansa tepki olarak doğan maniyerizm akımı ölçülü değil abartılı olmayı hedefler, deforme vücutlar ve mat tonlarla dikkat çeker.

İtalyan Maniyerist Arcimboldo tuhaf bir şekilde insan portrelerine meyve, sebze, çiçek ve birçok başka nesne yerleştirerek ortaya seriyor ve bunu 1570’lerde yapıyor. 20. yüzyılda Salvador Dali gibi Gerçeküstü ressamlara esin kaynağı olmuştur.

Louvre’da ise bu dört mevsim nesnelerle süslenmiş insan figürlerini görmek gerçekten heyecan vericiydi.


Mola verip bir kahve ve beignet (favori tatlılarımdan) yiyerek ayaklarımızı biraz dinlendirdik. Hava iyice soğuktu o gün.

Tuliere bahçesinin içinden biraz yürüdük ve oturduk.

Ardından ise yine heyecanla görmeyi beklediğim eskiden bir tren istasyonu olan ancak şimdilerde özellikle modern sanatın ilk akımı diye kabul gören empresyonizmin müthiş eserlerini barındıran bir sanat müzesi.

Müze gerçekten görülmeye değer ve bu güzel eserlerin de bir tren garına yerleştirilebilmesi ancak bu kadar mükemmel olabilir düşüncesindeyim.

Keşke daha fazla enerjimiz ve zamanımız olsa ve tüm eserlerin önünde daha fazla zaman geçirebilsek. Günün son gezilecek yeri de olduğu için Levent de ben de bezgin ve yorgunduk ama şimdi bulunduğum yerden, şu bilgisayarın karşısından düşündüğümde yorgunluğun verdiği tatlı bir sarhoşluktu Orsay Müzesi. Manet, Monet, Van Gogh ve Paul Gauguin gibi sanat tarihi kitaplarından isimlerinin ve eserlerinin eksik olmadığı ressamların eserleri ile yüzyüze gelmek çok güzeldi.

Yorgunluğun ardından rastgele yürürken güzel bir cafe keşfettik. Café Pasteur isimli bu yerde peynir tabağımızın eşliğinde ben çok şarap sever olmasam da tadına bayıldığım kırmızı şaraplarımızla günün yorgunluğunu atmak ise bir başka tatlı sarhoşluk olarak anılarımıza kaydedilmiş oldu.


15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n