• Değer Berkin

Tanrılar... Tapınaklar... Meditasyon... Yeşil... = BALİ


Yaşamak, sefanın bittiği yerde başlar...

Seyahate çıkmadan önce insanın heyecanlandığı, serotoninin arttığı kanıtlanmıştır. Çünkü beklentileri vardır ve o yerle ilgili önceden duydukları, okudukları vardır.

Gideceği ülkenin ya da şehrin adı mesela çok önemlidir. Adına sempati duyuyorsa, söylenişi kulağına hoş geliyorsa, hele bir de o yerle ilgili önceden oluşmuş olumlu algısı varsa bu mutluluk hissi iyice artıyor.

Durum böyle olunca geriye sayım ve o günü beklemek heyecan veriyor. Son 1 hafta... Son 2 gün...

Gideceği yerle ilgili algıyı şekillendiren kelimeler vardır. O ülkeyi anlatan anahtar kelimeler. Çoğu kez bunlar bilindiktir. Örneğin Londra'ya gideceğinde Londra Köprüsü, iki katlı otobüsler, telefon kulübeleri gibi kelimeler gelir akla ve bu kelimeler algıyı şekillendirir. Bir de renkler önemlidir. Gitmeden önce ya da bazen dönünce bir renk hakimdir o yerle ilgili kafalarda.

Gittiğimiz yerlere bir renk yakıştırmaya bayılırım. Mesela Santorini mavi, Londra kırmızı, Amsterdam turuncu... Çoğu kez bu renkler ruh hali ile bağdaşır ya da seyahatten arda kalan fotoğraflara yansıyan en yoğun renkten ortaya çıkar. Salzburg mesela beyazdı çünkü kışın gitmiştik ve her yer kardı.

Bazen ise birden çok renk de mümkündür. Barselona kırmızıydı, yeşildi, sarıydı, maviydi. Aklımızda kalan Barselona, Gaudi'nin o canlı renkleriydi.

Ve işte yeni destinasyonumuz Bali öncesiydi ve Elizabeth Gilbert'in 'Ye, dua et, sev' kitabını bitirmiş, filmini de yeni izlemiştik. Bali'ye bir renk seçmiştim bile: yeşil. Aklımda oluşan kelimeler ise tanrılar, tapınaklar, meditasyon ve çeltik tarlaları...

Ve Bali ile ilgili şekillenen beklentilerini karşılamak ve bu seyahati gerçekleştirmek için gün sayıyorduk... Son 2 hafta...

Bali, Endonezya'nın tek hindu dininin yaygın olduğu adadır. Turistik ve balayı için tercih edilen bir destinasyon.

Heyecanlıydık, herşey hazırdı hemen hemen... Son 5 gün... İlk kez iki çocukla dünyanın öbür ucuna gidiyorduk. Upuzun bir yolculuktu.

Büyük gün gelip çatmıştı. En az benim kadar heyecanlı çocuklarım ve eşimle beraber tüm hazırlıkları tamamlamıştık. Valizler hazırdı. Eksiklerimiz elbette olacaktı ama en önemli ihtiyaçları - pasaportlar, para, gerekebilecek ilaçlar, telefonlar, şarjerler -alınmıştı.

Ercan Havalimanı’ndan ilk durak İstanbul, sonra ise Jakarta olacaktı. Jakarta’ya kadar Turkish Airlines, Bali’ye ise Hindu mitolojisindeki kutsal bir kuştan adını alan iç hatlar hava şirketi Garuda ile yapacaktık.

Akşam uçağı ile İstanbul Atatürk Havalimanı’na vardık. Jakarta uçağı gece yarısından sonra saat 2.00’de İstanbul’dan kalkıp, Jakarta Soekarno-Hatta Havalimanı’na 12 saatlik yolculuğun ardından varacaktı. Daha önce de uzun uçak seyahatleri yapmıştım. Ancak bu farklıydı çünkü yanında biri 5.5, diğeri ise 2.5 yaşında iki çocukla birlikteydik. Onların mutlu, tok ve rahat olduklarından emin olarak geçireceğimiz upuzun bir yolculuk vardı önümüzde. Hem de 12 saat değildi bu sadece neredeyse beklemelerle toplam bir gün yollardaydık. Kolay değildi dünyanın neredeyse öteki ucuna gidiyorduk.

35. yaş günü hediyesi olarak seyahatlerimizi kalıcılaştırmak amacıyla iyi bir fotoğraf makinesi almaktan yana tercihimi yapmıştım. Ancak Kıbrıs’ta aradığımız Nikon 5500 fotoğraf makinesini bulamayınca, ilk durak Atatürk Havalimanı’nda makineyi aradık. Ancak orada da bulamadık.

Uzun uçak yolculuğu sandığım kadar zor geçmemişti. Çocuklar uyumuştu. Ben de, Levent de. Jakarta havalimanına vardığımızda, 4 saatlik bir zaman dilimini atlamış olduk. Artık akşam olmuştu. Oysa Kıbrıs’ta halen öğle yemeği yeniyordu. Jakarta Havalimanı’nı son derece temiz bulduk. Geniş bir alanı vardı ve her yer halıydı. Havaalanı tahminlerimizden çok daha tenhaydı ama tertemizdi. Sürekli temizlik yapan güleryüzlü Asya insanı vardı havaalanında. Bulduğumuz bir çocuk oyun alanına Bali uçağımız kalkana dek konuşlandık. Atıştırmalık olarak içinde kırmızı bir baharatın olduğu ekmekler satın alıp, yedik.

Çocuklarla ilk kazamız orada meydana gelir ve kızımız Mila'nın gözüne oğlumuz Miran yanlışlıkla oyun evindeki kapıyı kapar. Bir süre ağlayan Mila'nın altını değişmek için kucağıma aldığımda gözünün beyazında kanlanmış bir nokta belirdiğini farkettim. O lekeyi farkeder etmez, onu, uzun dalgalı saçları, upuzun kirpikleri ve güzel kahverengi gözlerinin içinde kıpkırmızı bir lekeyle 18 yaşındaki hayali gözümün önünde belirir. Panik anne işte.

Hemen eşim Levent çocuk doktorumuza gözün fotoğrafını çekip gönderir, geçici birşey olduğunu yazınca doktor artık gözümdeki hayal kırmızı lekesiz güzel kahverengi gözlü 18 yaşındaki Mila 'ya dönüşür ve panik anne rahatlar.

Vakit gelince Bali Denpasar Havaalanı için Jakarta Havalanı'ndan başka bir terminale gitmek için otobüs bekledik. Bekleme alanı ince dar bir oda ve oraya gidene kadar her yerde görevli Garuda havayolları (iç hatlar) çalışanları bize yol gösterdi.

Bizi business class yazılı minibüslerle aldılar ve iç hatlar terminaline gittik.

Uçağa binerken ellerimize üzerinde ‘airport snack’ yazılı beyaz kutular tutuşturdular. İçinden çıkan ekmeğin içinde ne olduğunu anlamadan tattım. Yolculuk artık beni fena vurmuştu. O an sefanın bittiği yerde yaşam başlar diye düşündüm ve Bali’ye inen uçağın bizim için hayatımızınseyahatlerinden birine getirdiğini henüz o kadar net idrak etmemiştik.

Bali Havalimanı gördüğüm en şirin havalimanlarından biriydi. Yorgun ve aklım bulanık olmasına rağmen gördüğüm süslü taş heykeller Hindu dinini ilk kez orada önümüze serdi.

Otelin transfer servisi ile otele vardığımızda Bali saati sabah 1’di. Ertesi gün olmuştu bile Bali’de. Oysa Kıbrıs’ta insanlar yeni akşam yemeklerini yiyeceklerdi. Bir saatlik bir zaman dilimini daha aşmıştık, Jakarta’dan Bali’ye giderek.

Otelimiz Kuta’daydı. Çocuklar için özellikle, Bali’de en iyi oteller arasında yer alan Hard Rock Hotel Bali’ye yaklaşık 20 dk.'da vardık. Odaya girer girmez, hepimiz yataklara resmen yığıldık.

Ertesi gün kahvaltı saatini kaçırarak uyandık. Bali saati sabah 11 olmuştu. O gün, gün boyu otelin turistik nimetlerinden yararlanıp, çocukları havuz ve su parklarında mutlu ettik. Akşam yemeğini ise 7.evlilik yıldönümümüzü uçakta geçirerek kutlayamadığımız için şık ve güzel bir Endonezya restoranı Gabah’ta yedik. Yemeklere bayıldık. İçinde balıkların olduğu havuzlar bizim miniklerin ilgisini çekti.

Kuta’da ilk yürüyüşümüzü de böylelikle yapmış olduk.

Bali’de ilk dikkatimizi çeken panjur adını verdikleri caddelerde asılı süsler oldu. Bunun yanında kötü ruhların içeri girmeden alıp gitmeleri için kapı girişlerinde yere koydukları ikramlar ilginçti. Bunlar kare üstü açık kutu içine konulan çiçek, şeker, kuru meyve gibi süslerinde oluşmaktadır.

Yine girişlerde masaların üstüne bıraktıkları ikramlar ise tanrılar içindi.

Biz Galungan festivali sırasında orada bulunuyorduk. Bu nedenle çok şanslıydık. Gördüğümüz süslemeler festival için yapılmıştı. Galungan yılda iki kere yapılır - yani her altı ayda bir. Erdemin, merhametsizlik ile olan savaşında zaferi için yapılan dini kutlamalardır Galungan. Yani iyinin kötü üzerinde kazandığı zafer.


59 views
15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n