• Değer Berkin

15 Ülke, 15 Kitap

Updated: May 10


Hiç okuduğunuz bir kitaptan etkilenerek yolculuğa çıktığınız oldu mu? Ya da okuduğunuz kitaplardan ilham alarak görmek istediğiniz ülkeler listenizi genişlettiniz mi?

Yeni bir coğrafyayı keşfe çıkmadan önce, yaşam biçimi ve kültürü hakkında araştırmalar yapmayı sevenler kaç kişiyiz acaba?

İlk defa gidilecek bir ülkeye gitmeden önce yapılacak en güzel araştırma, o ülkede geçen olayları anlatan kitaplar okumaktır bence.

Bazı ülkeler/şehirler var ki, bazı ünlü romanlarla bütünleşmiştir. Bunları araştırıp okumak da seyahate çıkmadan önce size hem ilham olacak hem de ön bilgi niteliğinde geziniz sırasında gittiğiniz yeri daha iyi kavrayabilmeniz için faydalı olacaktır.

Uzun zamandır yapmayı düşündüğüm ülkelere/şehirlere göre kitaplar listemi sonunda bir araya toplayıp yazmayı başardım. Bu kitapların hemen hemen hepsi beni okurken düşündüren ve kesinlikle ilham veren kitaplardır. Bir başka deyişle, kitap önerileri listemi oluşturacak olsam listemde mutlaka yer alan kitaplar olurdu hepsi de. Sizin de okuduğunuz ve gittiğiniz ülkelerle veya gitmeyi istediğiniz ülkelerle özdeşleştirdiğiniz hangi kitaplarınız var? Mutlaka yorum ve tavsiyelerinizi beklerim. Yaptığım listeyi çoğaltmak ve okumak için farklı önerilerinizi mutlaka görmek isterim.

İşte 15 ülke/şehir ve onlarla özdeşleşen 15 kitap:

1. Burma Günleri - Myanmar

Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört isimli kitapların yazarı George Orwell'in ilk kitaplarından olan Burma Günleri (orijinal ismi: Burmese Days) İngiliz sömürgesindeki Burma'da (bugünkü Myanmar'da) bir polis görevlisi olarak görev alan Flory'nin başından geçenleri anlatıyor. Yazıldığı dönemde Burma (Myanmar), Hindistan'ın bir parçası olarak Britanya İmparatorluğu'nca yönetiliyordu. Baş kahraman Flory'nin Burmalılara karşı olan sempatisine karşın Burma'ya yeni taşınmak zorunda kalan Elizabeth'in Burmalıları beğenmeyip onları küçük görmesini, ülkede dönen entrikaları konu alan kitap aslında sömürge idaresine sert bir eleştiri niteliğindedir. O zamanın Burma yaşantısına dair pek çok ipucu yakalayabileceğiniz bir kitap. Myanmar'a hayatınızın yolculuklarından birini gerçekleştirmek üzere yola çıkarsanız, mutlaka okumanız gereken bir kitap olarak değerlendirmelisiniz.

Geçtiğimiz yıl yaptığımız Myanmar yolculuğu (bknz: Myanmar yazı dizisi: Güneşin peşinde) öncesinde okuyup bitirdiğim bu kitap anlatımıyla ve etkileyici sonuç bölümüyle favori kitaplarım arasında yerini almıştı.

Myanmar, fakir ve az gelişmiş bir ülke olarak özellikle, insanın hayata bakış açısını kökten değiştirecek bir ülke. Budizm gibi ölümden sonraki yaşamın önemine vurgu yapan bir din ve felsefenin domine ettiği bu ülke içi ölümden sonraki yaşam için zümrüt gibi birçok değerli taşlarla dolu, dışı ise saf altından yapılmış görkemli tapınaklarla dolu. Tapınakların gölgesinde ise şimdiki hayatlarında sefil yaşamlar süren ama her daim sakin ve gülümseyen mutlu yüz ifadeleriyle Myanmar halkından etkilenmemeniz elde değil.

2. Küçük Şeylerin Tanrısı - Hindistan

Hayatımında okuduğum en güzel kitaplardan ve beni derinden etkileyenlerden biri. Yazarı Arundhati Roy. Kitapta anlatılan hikaye en kısa özetle şöyle: Varlıklı bir ailenin kızı olan iki çocuk annesi Ammu'nun yanlarında çalışan bir işçiye aşık olması ve Sophie Mol isimli bir kız çocuğunun ölümüdür. Kitap geriye dönüşlerle hikayelendiriliyor ve kitabın ancak sonunda başında bahsedilen dehşet verici sonun ne olduğunu beklenmedik bir şekilde öğreniyoruz. Hikayeler, Ammu'nun kızı Rahel'in gözünden çoğu kez 7 yaşındaki haliyle anlatılıyor. Sophie Mol'un cenazesi kitabın başında anlatılırken, ölümündeki gizem ancak kitabın sonunda ortaya çıkıyor. Kitaptaki karakterler o kadar karmaşık ki, okurken o kadar aklım karışmıştı ki (ki ben kendi akrabalarımla bile nasıl akraba olduğumu pek anlamayı başaramamış biriyim) bir soy ağacı yapıp kimin ne olduğunu ancak öyle çözebilmiştim.

Hindistan'ın kast sistemine inanılmaz büyülü bir anlatımla değinen kitapta beni en derinden etkileyen şeylerden biri alt sınıftaki "dokunulabilirler"in, üst sınıftakilerin "dokunulmazların" "kirlenmemesini" sağlamak adına bıraktıkları ayak izlerini silerek geri geri yürümeleri kısmı oldu. Ama beni en çok ağlatan Ammu'nun ölümünü anlatan bölüm. Henüz o bölümde halk tarafından neden dışlandığını anlatmadan kitap, pansiyonda bir sabah ölü bulunan Ammu'ya kilisenin cenaze töreni yapmayı reddetmesi üzerine kardeşi Chacko'nun elektrikli krematoryuma bir kamyonet kiralayıp kızı Rahel ile götürmelerini anlatıyor. Ve işte o paragraf: "Yakma fırınının çelik kapısı açıldı ve sonsuz ateşin sessiz mırıltısı kırmızı bir kükreyişe dönüştü. Sıcak, aç kalmış bir canavar gibi onlara saldırdı. Sonra Rahel'in Ammusu canavarın ağzına verildi. Saçları, teni, gülümsemesi. Sesi. Çocuklarını yatırmadan önce onları severken Kipling'den yararlanışı: Seninle ben aynı kandanız. İyi geceler öpücüğü. Bir eliyle çocukların suratını dik tutarken (sıkıştırılmış yanaklar, balık ağzına benzeyen ağızlar), öteki eliyle saçlarını ayırıp tarayışı. Rahel'in giymesi için donunu tutuşu. Sol bacak, sağ bacak. Bütün bunlar canavarın ağzına verildi ve canavar tatmin oldu. O, çocuklarının hem Ammusu hem Babasıydı ve onları iki kat sevmişti. Fırının kapağı takırdayarak kapandı. Gözyaşı akmadı." Kitapta gözyaşı akmadı ama ben bol bol ağladım okurken...

Belki henüz hayalimdeki Hindistan gezisini gerçekleştirmedim ama bu kitabı bitirdiğim zaman Hindistan'a yolculuk yapmak seyahat listemin ön sıralarına yerleşmişti. Halen ön sıralarda bekliyor...

3. Anna Karenina - Rusya

Anna Karenina, Lev Tolstoy'un upuzun iki ciltlik kitabı deyip ürkmeyin. Okudukça sayfalar azalıyor ne de olsa. Benim okuduğum Kum Saati yayınlarının iki cildiydi. Kitaplar toplamda tam olarak 1010 sayfaydı. Ölmeden önce okumanız gereken kitaplar arasında yer alıyor. İnanın boşuna bu listeye girmemiş. Okumak aylarımı aldı, itiraf etmeliyim. Dişçide, kuaförde, trafikte ve birçok yerde okumak üzere yanımda gezdirip durdum. Bitince, Rus edebiyatının en güzel ve en uzun romanlarından birini bitirmenin zaferi içinde savaş kazanan bir kahraman gibi hissetmiştim.

"Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır." cümlesiyle başlayan roman 1870'lerin Rusyasını sosyal ve toplumsal ilişkiler ve değerler üzerinden ele alıyor. Kocasını aldatan Anna Karenina'nın Kont Vronski ile aşkını ve yaşadığı aşk nedeniyle toplumdan dışlanmış bir kadın olmasını konu alıyor.

Rus sosyetesinin -salonlar, subay kulüpleri, balolar, tiyatrolar, at yarışları- toplumsal yaşantısını anlatan romanda kendinizi 1870'lerin Moskova ve Saint Petersburg'unda bulurken, Anna Karenina'nın trajedisine çok üzüleceksiniz.

Romanın filmi de çekilmiş ama izlenmesini pek tavsiye edemiyorum, zira romanın büyüsünü kaçırmayın bence.

Saint Petersburg'a gemi turu sırasında sadece 8 saatliğine gitmiştim. Tekrardan gitmek istediğim bir şehir St. Petersburg ve de tabii gitmişken Moskova'yı da gezmek istiyorum. 8 saatte Saint Petersburg'un büyülü havasının çok az bir kısmını soluduğum halde etkilenmemek imkansızdı. Mimari ve sadece şehrin dokusu bile sizi Saint Petersburg'a aşık edebiliyor. Ermitaj müzesi ve Puşkin'deki Katerina'nın Sarayı bu kısa süreye sığdırdığımız iki önemli yer olmuştu. Bu iki önemli mekan -Rus mimarisinden sanatına Rus çarlarının yaşam stilinden, sanat tarihinin en önemli eserlerinin toplandığı muazzam müzeye - ölmeden önce mutlaka yapılması gerekenler listenizde bulunması gerekiyor.

4. Anne Frank'ın Hatıra Defteri - Amsterdam

Anne Frank'ı bilmeyen yoktur herhalde? İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi işgalinden kurtulmak için ailesiyle gizlice tavan arasına sığınan o kız. Anılarını yazmış. Genellikle yazmayı seven her küçük kız gibi. Ama yazdıkları olağandışı şartlar arasında olağan olaylardan oluşuyor. Ailesi 1944 yılında tutuklanmış ve Anne Frank, Bergen-Belsen toplama kampında hastalanarak ölmüş. Babası Otto Frank tarafından günlüğü editlenmiş ve yayınlanmış. Tüm dünyada okuma rekorları kıran bu kitabın nerede geçtiğini de bilmeyen yoktur sanırım. Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da. Şimdilerde Amsterdam'da saklandıkları ev, müze olarak hizmet veriyor. Bu trajik kitabı okurken ve filmini izlerken mendillerinizi yanınıza almayı unutmayın. Zira hikayenin gerçek olması nedeniyle ağlama ihtimaliniz oldukça yüksek. Kitabın filmi de dokunaklı ve oldukça etkileyici.

Amsterdam'a küçük bir kız iken babamın iş seyahatleri nedeniyle gitmiştim ve aklımda turuncu renk ve bisikletler kalmıştı. Yıllar sonra bu sene eşim ve iki çocuğumla yeniden gittiğim Amsterdam, bana daha fazla şeyler çağrıştırıyor artık. Anne Frank da işte bunların arasında. Anne Frank'ın müze olan evine gitmek isteyenler, önceden mutlaka online olarak yerlerini ayırmalılar. Küçük bir alan olduğu için sınırlı sayıda ziyaretçi kabul ediyor. Talebin de fazla olduğunu göz önünde tutarsanız, ziyaretinizden en az bir-iki hafta önce biletinizi almanızı öneririm. Yoksa bizim gibi sona kalan dona kalır misali müzeyi ziyaret edemeden Amsterdam'dan dönersiniz.

5. Uçurtma Avcısı - Afganistan

Uçurtma Avcısı, zengin kültürel güzellikleri olan Afgan topraklarının nasıl zaman içinde yok edildiğini gözler önüne sererken arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin Emir ve Hasan'ın hikayesini konu alan, kapılınca elinizden bırakamayacağınız bir kitap. Khaled Hosseini'nin yazdığı sürükleyici bu kitabı okuyunca Afganistan ve özellikle rüzgarların başladığı mevsimde yaptıkları uçurtma uçurma festivallerine merak duymamak ve hakkında araştırma yapmamak elde değil.

Afganistan seyahat etmek için 2018 itibariyle halen güvenli değil ancak yine de hakkında okunması merak uyandıran bir ülke olarak gizemini koruyacaktır.

6. Motosiklet Günlükleri (Che) - Peru

Che hayranlarının özellikle okuduğu Che Guevara'nın henüz Che olmadan önce, Güney Amerika kıtasını arkadaşı Alberto ile külüstür bir motosikletle gezerken tuttuğu güncelerden oluşuyor. Bu yerler arasında parlayan Peru ve Macchu Picchu oldu. Birçok gezgin için ilham olan Che'nin Güney Amerika kıtası seyahati, Che'nin gezileri sırasında edindiği izlenimlerin devrimin temelini oluşturduğu kesin.

Bu günlükleri konu alan 2004 yapımı harika bir film de izlenmeye değer. Güney Amerika seyahati sizin de benimki gibi dev bir hayal ise, hem günlükleri hem de filmi izleyerek hayaliniz yönünde belki motive olursunuz.

8. Bir Geyşa'nın Anıları - Japonya

Yıllar önce okuduğum bu kitabı bitirdiğimde henüz Japonya'ya gitmemiştim. Japon kültürü tamamen Akdeniz kültüründen farklı bir kültür. Bambaşka bir dünya gibi. Geyşa kavramına gelince, çay dökme merasiminde bulunan güzel sanatlar, müzik ve dansa yetenekli olan erkekleri en iyi şekilde ağırlayabilen kadınlardır. Geleneksel anlamda geyşaların koruyucuları olan dannaları vardır. Geyşa evlerinde aldığı eğitimin sonunda düzenlenen törende bekaretini hatırlı bir müşteriye büyük paralar karşılığı verir. Bu paraların büyük bölümü ise geyşa evine bağışlanır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ailesinden ve kardeşinden koparılan bir geyşanın Kyoto'da geçen kurgusal öyküsünü konu alan bu kitabın yazarı Amerikalı Arthur Golden.

Kiraz ağaçlarının açtığı dönemde Kyoto'da olmayı hayal ettirecek cinsten olan bu güzel roman Geyşaların yaşamı hakkında detaylı bilgiler sunuyor. Kitabın filmi de ayrıca izlemeye değer.

9.Franz Kafka - Metamorfosis - Prag

Gregor Samsa'yı bilmeyen yoktur herhalde? Hani bir sabah uyanıp kendini dev bir böceğe dönüşmüş bulur. Franz Kafka aslında insanın kendinden yabancılaşmasını alegorik bir şekilde anlatıyor. Sanayi devrimi sonrası insanın modernleşmiş toplumda içe kapanıp baskılar altında yaşamasını anlatan bu eşsiz edebi eseri Prag ile bütünleştirme nedenim elbette Franz Kafka'nın ülkesinin orası olması. Prag'a gidenler Franz Kafka'nın müzesine gitmeden gelmemişlerdir diye düşünüyorum. Hani o önünde işeyen iki adam heykeli olan müze. Tam da Kafka'lık sıradışı bir müze. Prag şehri zaten söylemeye gerek yok bence Avrupa'nın en güzel şehirlerinden biri. Almanya'dan uçtuğumuz Prag'a uçağımız gece yarısı inmişti. Uçaktan aşağı bakarken Prag şehrine, altın hazinesine mi iniyoruz diye düşünmüştük. Tekrar gitme imkanım olmadı Prag'a ama Çekya'da ziyaret etmek istediğim ancak henüz gidemediğim birkaç kasaba daha olduğu için yolumun oraya tekrar düşeceğinden eminim. Belki bu sefer merak ettiğim Milena'ya Mektuplar kitabını okuyup giderim.

10.İnci Küpeli Kız - Delft

Sanat tarihi kitaplarında hep dikkatimi çeken bir resim vardı üniversite yıllarımda. İlk tanıştığım andan itibaren favori resimlerim arasına aldığım bir resimdi. İsmi İnci Küpeli Kız (Girl with a Pearl Earring). Jan Vermeer isimli Flemenk bir ressamdı bu masalın içindeymiş gibi bakan cam gözlere sahip kızın portresini yapan kişi. İşte bu büyülü portrenin gizemini kurgusal bir hikaye ile anlatan bir kitap mevzubahis kitap. Son Hollanda ziyaretim sırasında çok beğendiğim ve Amsterdam'ın minik kardeşi olarak nitelendirdiğim Delft kasabası ile bağlantısına gelince, ressam Vermeer'in doğduğu yer ve bu kitabın hikayesinin geçtiği yer. Kitabın yazarı Tracey Chevalier. Anlatımıyla güzel ve akıcı bir kurgu yaratmış. Bu kitabın filmi de çekilmiş. Açıkçası filmin sonunu getiremedim, okuduğum kitabın büyüsü bozulmasın diye.

Delft ziyaretimizi yazıya döktüğüm ve Zoom Dergisinde yayınlanan yazımı okumak için tıklayabilirsiniz: Amsterdam'ın Minik Kardeşi Delft

11.Simyacı - Mısır

Brezilyalı yazar Paulo Coelho'nun üçüncü ama en popüler romanı: Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun hikayesini anlatıyor. Bu kitap aslında insanın kendi mutluluğunun peşinde gitmesi için bir rehber niteliğinde ve Mısır piramitlerinin egzotizmine vurgu yapması nedeniyle bu kitap ile özdeşleştirdiğim ülke tabii ki Mısır. Küçükken okuduğumuz Ramses serilerinin yerine size Mısır için Simyacı kitabını öneriyorum.

Kasım ayında Mısır piramitlerine yapacağımız gezi öncesi tekrardan ilham olması için okumayı planlıyorum... Belki Ramses serilerini de yeniden okurum.

12.Hygge - Danimarka

Danca “Hygge” Huga şeklinde okunmakta ve Dancada birçok şekilde türetilerek kullanılmakta.Yani “bu oda çok hygge”, “bu ortam daha hygge olamazdı”, “hadi gelin hyggleşelim”, çok hygge biri” gibi… Kendimizi güvende, mutlu ve konfor alanımızda hissetmeyi sağlayan herşey hygge demektir.

Danimarkalıların mutluluk sırrını konu alan kitabın yazarı Meik Wiking . Hygge ortamlar yaratmak için öneriler sunuyor kitap. Kitap ciltli ve kapak tasarımı sanki seramik mermer.

Danimarkalılar gibi mutlu olmak için işte kitaptan size bazı Hygge önerileri:

  1. Kendinize evinizde en “hygge” hissedeceğiniz “hygge” bir köşe belirleyin.

  2. Sıcak çikolata, kahve veya çay alın elinize

  3. Kokusuz olmak kaydıyla mumlar yakın

  4. En sevdiğiniz yazarın kitabını okuyun

  5. En sevdiğiniz filmi izleyin

  6. Yumuşak bir battaniyeye sarılın ( tabii bunu kışın yapın) ve yumuşak yastıklara uzanın

  7. Güzel dinlendirici bir müzik dinleyin

  8. Sağlam yünlü sıcak tutan çoraplar giyin

  9. Kaliteli bir çikolata tadın

  10. “Hygge”bir cafede “hygge” arkadaşlarla sohbet edin

  11. Kışın şömine kenarına yerleşin

  12. Fotoğraf albümü yapın ya da küçüklük albümünüzü inceleyin

Kitapta mevsimlere göre Hygge önerileri, Hygge yemek tarifleri bile var. Bu kitabı okuduktan sonra eminim "hygge" sizin de kelime hazinenize eklenecektir ve sırf Hygge hissini duymak için Kopenhag'a bilet araştırıyor bulacaksınız kendinizi.

13.Lagom - İsveç

"Ne çok az ne çok fazla tam kararında" anlamına gelen Lagom (La-gum şeklinde okunuyor) İsveçlilerin dengeli yaşam tarzları hakkında bilgiler sunuyor. İşte bu kitaptan size mutluluk önerileri için bir derleme:

-Fika alışkanlığı tüm işyerlerinde uygulanan kahve molalarına verilen isim, tabii yanında da tarçınlı çörekler yer alıyor.

- Gardırobunuzu ayıklayın. Bir şeyi altı aydır giymiyorsanız kendinize onu önümüzdeki hafta giyme görevi verin ya da elden çıkarın yerine yenisini koymayın.

- Ona kadar sayın. Bir dahaki sefere alışverişe çıkmanız gerektiğinde eleştirel bir tutum takının ve ona kadar sayma yöntemini deneyin. Alacaklarınızı raflarına geri bırakıp oradan uzaklaşmaktan keyif duyabilirsiniz.

- Elinizdeki fazlalıklardan kurtulun. Çok büyük şeyler yapmanız şart değil. Canınızı sıkan bir kabloyu tamir edin ya da çocuklarınızın artık oynamadığı oyuncakları atın.

- Yeni bir açık hava aktivitesi deneyin. Doğada toplayıcılık yapın ya da sadece bir yürüyüş mesela. Belki de doğada zaman geçirmeye öncelik verme alışkanlığı edinirsiniz.

- Bir komşunuza yardım teklif edin. Komşunuzun bitkilerinin sulanmasına ya da köpeklerinin yürüyüşe çıkarılmasına ihtiyacı olabilir. Belki hiçbir şeye ihtiyaçları yoktur, o zaman fırından yeni çıkmış tarçınlı çörekler hoş bir sürpriz olabilir.

- İşten zamanında çıkın... Yarın ne olursa olsun işten tam zamanında çıkmaya karar verin ve kararınıza uyun.

- İlk yaklaşan cumanızın tadını çıkarın... Ailenizi ya da bir arkadaşınızı kandırın ve bir cuma akşamını evde gevşeme sanatında ustalaşmaya ayırın.

Mutluluk araştırmalarına göre para bizi mutlu eder ama sadece belli bir dereceye kadar. İsraftan uzak durmak, İsveç’in başarı tarifinin olmazsa olmazı.

Kısacası bu kitap hem kişisel gelişim için faydalı hem de İsveçlilerin yaşam tarzları hakkında bilgiler bulabileceğiniz bir rehber.

14.Angela'nın Külleri - İrlanda

Bende çok derin izler bırakan bir başka kitap. Aslında iki kitap. İlk bölüm İrlanda'da ikincisi ise Amerika'da geçiyor. İrlanda'nın yoksul bir kenti olan Limerick'te yoksul bir mahallede büyüyen yazar Frank McCourt'un anılarını anlattığı birinci kitapta babasının çalışmadığı, çalıştığı zamanlarda ise parasını içkiye harcadığı ve anne Angela'nın çocuklara bakmak zorunda kaldığı gibi üzücü olaylar konu alıyor. Kitapta güçlü anne karakterindeki Angela'nın dramına çok üzüleceksiniz. Çocuk Frank'ın yaşadıklarına ayrı üzüleceksiniz. Yani hep üzüleceksiniz bu kitapta. Ama üzülürken Frank McCourt'un İrlandalı mizacı hem şaşırtıcı hem de sevimli bir şekilde olaylara ışık tutuyor. "Umuda Doğru" başlıklı ikinci kitapta ise büyük çabalar sonrası 19 yaşında New York'a giderek Amerikan rüyasını gerçekleştiren Frank, dışarıdan eğitimini tamamlayıp yazar oluyor. Kitabın akışına kapılınca elinizden bırakamayacaksınız. Hikayenin filmi de çekilmiş. Filmi de izleyebilirsiniz ancak kitap kadar etkili değil elbette.

İrlanda'daki bir mahallede yaşanan sefaleti anlatsa da kitap, İrlanda'nın güzel doğası ve coğrafyasına yolculuk yapmayı yine de isteyeceğinizden eminim. Benim görmek istediğim yerler listemin bir köşesinde halen duruyor İrlanda...

15.Ye Dua Et Sev- Bali

Elizabeth Gilbert'in kült kitabı, Julia Roberts'ın başrolü oynadığı film ile daha da ünlenmiş. Bu kitabı şahsen ben sushiye benzetiyorum. Neden mi? Okuyanlar ya çok severek bir solukta okuyor ve hemen İtalya, Hindistan ama en çok da Bali seyahati için planlar yapıyor ya da okur okur ama kendini veremeyip elinden bırakıyor. Aynı sushi gibi ya çok sevip yemek istiyor insan ya da deneyip bir daha ağzına sürmek istemiyor. Ben sushiyi de bu kitabı da sevenlerdenim. İlham veren, hayatın anlamını sorgularken mutlu sonla biten bu sürükleyici kitabı zaten sırf içinde üç müthiş ülke var diye okumak gerekiyor. Eşinden ayrılan baş kahraman kendini ve hayatın anlamını bulmak üzere üç farklı ülkeye seyahatler düzenliyor. İlk olarak İtalya'dan başlıyor. Burada hem İtalyanca öğreniyor hem de bol bol İtalyan mutfağının tadına bakıyor. Sonra Hindistan'a gidiyor. Bir guru ile kendinde eksik olan dini inançlarını geliştirmek için dua etmeyi öğreniyor. En son ise Bali'ye giderek sevmeyi öğreniyor. Daha ne olsun... Okumadıysanız mutlaka okuyun.

Şimdi sıra sizde... Size hangi kitaplar hangi ülkeleri çağrıştırıyor? Size seyahat konusunda ilham veren kitaplar nelerdir?

.

#Myanmar #BurmaGünleri #KüçükŞeylerinTanrısı #Hindistan #Afganistan #UçurtmaAvcısı #BirGeyşanınAnııları #AnnaKarenina #Rusya #Amsterdam #AnneFrankınHatıraDefteri #Japonya #Peru #Prag #FranzKafka #İnciKüpeliKız #Delft #Simyacı #Mısır #Lagom #İsveç #Hygge #Danimarka #AngelanınKülleri #İrlanda #YeDuaEtSev #Bali

789 views
15107369_10153974159415598_4052322808346960625_n
16508024_10155002472434458_2120307173929298739_n
12933020_10154082845499458_1276217349452624285_n
11116469_10153247520529458_829301096210781876_n
993638_10151514759780598_1633444238_n
315577_10150283308605598_1538531806_n
305220_10150283320950598_299163876_n
13606481_10154307071219458_5673880617635839946_n